@hazalamadilaradavar•2 gün önce
Hayat, bazen bizi içinden çıkılması zor döngülerin, kaotik ortamların veya derin yalnızlıkların içine bırakır. İnsan ruhu, bu zorlayıcı gerçeklerle ve geçmişin getirdiği sevilmeme yaralarıyla yüzleşmekte zorlandığında, kendine güvenli sığınaklar arar.Bu sığınak bazen yoğun bir takıntı, bazen gerçek dışı hayallerle yarını erteleme, bazen de hayatın tüm merkezine tek bir kişiyi koyarak her şeyi onunla çözebileceğine inanma yanılsamasıdır. Bilinçaltımız bize fısıldar: "Eğer o ideali yakalarsan, geçmişteki tüm acıların dinecek." Oysa bu bir aşk değil, ruhun kendi içindeki boşluğu bir başkasıyla kapatma çabasıdır.Bir ilişkinin, bir akademik başarının veya hayat tarzının sürdürülebilir ve sağlıklı olması; onun korunaklı, izole alanlarda nasıl durduğuyla değil, hayatın fırtınalı gerçekliğiyle karşılaştığında nasıl direndiğiyle ölçülür. Bir insanı kurtarıcı ilan etmek, hem o insana taşınamayacak bir yük yüklemek hem de kendi iyileşme sorumluluğundan kaçmaktır.Gerçek olgunluk ve manevi derinlik; bir başkasının sevgisine "hasta olmak" veya takıntı yapmak değil; kendi içindeki eksiklikleri dürüstçe kabul edip, o boşlukları profesyonel bir destekle, maneviyatla, kendi iradesiyle ve sağlıklı rutinlerle doldurabilmektir. İnsan, bir başkası için değil; sadece ve sadece kendi ahireti, kendi huzuru ve kendi insanlığı için değiştiğinde bu değişim kalıcı olur.Unutulmamalıdır ki; hayatta her şey gelip geçici görünse de, günün sonunda insanın elinde kalan en büyük gerçek, kendisinin ne kadar sağlıklı, dengeli ve dürüst bir birey olabildiğidir.


