KifidiaKifidia
🌀

🌀

@hazalamadilaradavar
Sv.3 · Sadık Okur
Mesaj
Ocak 2026 tarihinde katıldı
İlk Kalemtümü →
🌀
Hayat, bazen bizi içinden çıkılması zor döngülerin, kaotik ortamların veya derin yalnızlıkların içine bırakır. İnsan ruhu, bu zorlayıcı gerçeklerle ve geçmişin getirdiği sevilmeme yaralarıyla yüzleşmekte zorlandığında, kendine güvenli sığınaklar arar.Bu sığınak bazen yoğun bir takıntı, bazen gerçek dışı hayallerle yarını erteleme, bazen de hayatın tüm merkezine tek bir kişiyi koyarak her şeyi onunla çözebileceğine inanma yanılsamasıdır. Bilinçaltımız bize fısıldar: "Eğer o ideali yakalarsan, geçmişteki tüm acıların dinecek." Oysa bu bir aşk değil, ruhun kendi içindeki boşluğu bir başkasıyla kapatma çabasıdır.Bir ilişkinin, bir akademik başarının veya hayat tarzının sürdürülebilir ve sağlıklı olması; onun korunaklı, izole alanlarda nasıl durduğuyla değil, hayatın fırtınalı gerçekliğiyle karşılaştığında nasıl direndiğiyle ölçülür. Bir insanı kurtarıcı ilan etmek, hem o insana taşınamayacak bir yük yüklemek hem de kendi iyileşme sorumluluğundan kaçmaktır.Gerçek olgunluk ve manevi derinlik; bir başkasının sevgisine "hasta olmak" veya takıntı yapmak değil; kendi içindeki eksiklikleri dürüstçe kabul edip, o boşlukları profesyonel bir destekle, maneviyatla, kendi iradesiyle ve sağlıklı rutinlerle doldurabilmektir. İnsan, bir başkası için değil; sadece ve sadece kendi ahireti, kendi huzuru ve kendi insanlığı için değiştiğinde bu değişim kalıcı olur.Unutulmamalıdır ki; hayatta her şey gelip geçici görünse de, günün sonunda insanın elinde kalan en büyük gerçek, kendisinin ne kadar sağlıklı, dengeli ve dürüst bir birey olabildiğidir.
51 gösterim
51
🌀
@hazalamadilaradavar107 gün önce
İnsanın kendi kozasını örmesi, dış dünyanın gürültülü ve suni dopaminlerinden sıyrılıp kendi içindeki hakikate, yani "kendine şahitlik etme" evresine geçmesidir. Bu süreç, popüler kültürün bizlere aşk diye pazarladığı o "kendini ziyan etme" ve "bir başkasının yedek kulübesinde bekleme" yanılgısından kurtulup, Erich Fromm’un bahsettiği o aktif sevme eylemine; yani bakıma, sorumluluğa ve en çok da öz saygıya uyanış hikayesidir. Bazen bir insanın senden nefret etmesini istemesi bile aslında kendi değersizliğini kanıtlama çabasıdır; ancak sen, ona o nefreti vermeyip mesafeni koruyarak limanını kapattığında, aslında hem kendini ziyan etmekten kurtulur hem de gerçek büyümenin ancak dürüst bir sorumlulukla mümkün olacağını sessizce haykırırsın. Unutma ki; geçici ve yakıcı heyecanlar yerine durağan ama besleyici bir rutini seçmek, bir yara izini bin nasihatten üstün tutarak o sancılı metamorfozu tamamlamak, seni sadece bir kelebeğe dönüştürmez; aynı zamanda seni, kendi hayatının ve tercihlerinin bilinçli bir mimarı yapar.
90 gösterim
90
🌀
@hazalamadilaradavar112 gün önce
İç Bahçenin Şifasına Yolculuk Her insanın ruhu, doğuştan getirdiği bir bahçe gibidir. Bazılarımız şanslıdır; toprağı yumuşak, suyu boldur. Bazılarımız ise taşlı, kurak ve fırtınalı arazilerde büyürüz. Hayatın sertliğiyle erkenden tanışanlar, hayatta kalabilmek için bahçelerinin etrafına yüksek duvarlar örer, içeriye şefkati bile bir "tehdit" gibi algılayarak almazlar. Güçlü görünmeyi sert olmakla, hayatta kalmayı ise başkasını ezmekle karıştırırlar. Birine el uzatmak, onun bahçesindeki taşları ayıklamaya talip olmak büyük bir yürekliliktir. Ancak bazen, karşıdaki kişi kendi taşlarını birer savunma silahı olarak kullanmaya devam etmek ister. Senin uzattığın o naif el, onun dünyasında "zayıflık" ya da "saf bir maske" gibi görünebilir. Oysa asıl güç; kırılmış olmasına rağmen nezaketini koruyabilmekte, hayal kırıklığına rağmen merhamet duasından vazgeçmemektedir. Hatırlanması Gereken Hakikatler Şifa Zorlanamaz: Bir insan, kendi içindeki karanlıkla yüzleşmeye hazır değilse, ona tutulan en parlak ışık bile gözlerini acıtmaktan başka işe yaramaz. Senin ışığın yetersiz olduğu için değil, onun karanlığına henüz veda etmeye niyeti olmadığı için yolunuz ayrılmıştır. Görülmemek Senin Değerini Azaltmaz: Bir sarrafın pırlantayı tanıması için sarraf olması gerekir. Birinin senin niyetindeki derinliği görememesi, senin "saf" veya "yetersiz" olduğunu değil, onun bakış açısının o derinliğe yetmediğini gösterir. En Yüce İntikam, İyileşmektir: Bize zarar verenlere, bizi anlamayanlara yapılabilecek en asil muamele, mesafeyi koruyarak onlara en içten halimizle dua etmektir. Bu, "Sen beni kırsan da ben senin iyiliğini isteyecek kadar kendi merkezimdeyim" demektir. Bir Temenni, Bir Dua Dilerim ki; herkes kendi içindeki o huzursuz düğümleri çözecek cesareti bulsun. Dilerim ki; şiddeti güç, sevgiyi zayıflık sanan kalpler, bir gün şefkatin aslında en büyük sığınak olduğunu fark etsin. Ve sen; kendi bahçeni güzelleştirmekten vazgeçme. Senin o "saf" denilen kalbin, aslında bu dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu şey. Uzaklaş, sınırlarını çiz ama kalbindeki o şifa yolunu asla kapatma.
101 gösterim
101
🌀
@hazalamadilaradavar120 gün önce
Beyaz Sayfadaki Tek Leke: Kaosun İçinden Zarifçe Çıkmak Bazen hayat seni hiç ait olmadığın bir sahnenin ortasına iter. Sen sessizce kendi yolunda yürürken, bir bakmışsın ki başkalarının yarattığı o toz dumanın, o bitmek bilmeyen kaosun tam ortasındasın. Etrafındaki insanlar kapkara bir mürekkep denizinde yüzerken, senin üzerindeki küçücük bir gri lekenin devasa bir kusur gibi konuşulması canını yakıyor, biliyorum. Peki, neden hep "beyaz" olanın hatası konuşulur? Çünkü karanlık, karanlığı gizler. Simsiyah bir duvara atılan çamur fark edilmez bile; ama bembeyaz bir kağıda düşen tek bir nokta, herkesin gözüne batar. Senin hatanın bu kadar çok konuşulması, aslında senin ne kadar temiz ve aydınlık kaldığının en büyük kanıtıdır. Onlar seni kendi bataklıklarına çekmek istiyorlar çünkü senin duruluğun, onların kirliliğini daha çok belli ediyor. Bataklıktan Çıkarken Ayakkabılarını Orada Bırak Kendini suçlu hissettiğini, o kaosa bulaştığın için sanki bir daha hiç temizlenemeyecekmişsin gibi bir "ağırlık" taşıdığını hissediyorsun. Ama şunu hatırla: Bir bataklıktan kurtulmaya çalışırken üzerine çamur sıçraması senin suçun değil, o zeminin doğasıdır. Peygamberimiz bile en yakınlarından, en güvendiği yerlerden iftira ve dışlanma gördüğünde göğsünün daraldığını hissetti. O’na bile "Göğsünün daraldığını biliyoruz" (Hicr, 97) diye seslenildi. Demek ki bu "daralma" hissi, çok insani ve çok kadim bir sancı. Ama şifa da o daralmanın hemen peşinden gelen "İnşirah"ta; yani zihni ve kalbi o gürültüden çekip asıl olana odaklamakta saklı.
100 gösterim
100
🌀
@hazalamadilaradavar132 gün önce
Bugün son sahur… İçimde tarif edemediğim bir hüzün var. Sanki kalbime rahmet gibi inen, ruhumu dinlendiren o mübarek günler usulca vedaya hazırlanıyor. Ne çabuk geçti… Oysa daha dün gibi ilk iftarın heyecanı, ilk sahurun bereketi… Ramazan; sabrı öğreten, şükretmeyi hatırlatan, kalbi yumuşatan bir misafirdi. Geceleri ayrı huzur, sahurları ayrı bir rahmetti. İnsanın içini saran o dinginlik, o yakınlık hissi… Hiç bitmesin istedik. Ama her güzel şey gibi o da vedaya hazırlanıyor şimdi. Rabbim bu mübarek ayda ettiğimiz duaları, kıldığımız namazları, tuttuğumuz oruçları, yaptığımız zikirleri kabul eylesin. Eksiklerimizi affetsin, kusurlarımızı bağışlasın. Hiçbir ibadetimizi boşa çıkarmasın inşâllah. Allah'ım… Bizi bu ayın rahmetinden, mağfiretinden, bereketinden mahrum bırakma. Kalplerimize verdiğin huzuru daim eyle. Bizi bir sonraki Ramazan’a sağlıkla, afiyetle, imanla kavuştur. Ve ey kalbim… Bu vedayı bir son değil, bir başlangıç bil. Ramazan'da kazandığın güzellikleri yılın her gününe taşı…
113 gösterim
113
🌀
@hazalamadilaradavar133 gün önce
“Bir gecede yaşlandım Sözlerim bile büyüdü benden önce.” • Bir Gecede – Cahit Sıtkı Tarancı
187 gösterim
187
🌀
@hazalamadilaradavar139 gün önce
Zaman… Ve gençlik… Bana verilmiş en güzel hediyeler belki de. Etrafıma baktığımda görüyorum; insanlar, olaylar, kendi iç dünyam… Zihnim hâlâ genç ve dinamik, bilgiye aç, keşfetmeye hevesli. Bolca tefekkür etmeye, Allah’ı zikretmeye, hayırlı işler yapmaya ve gerçekten çabalayan bir insan olmaya açım. Ama… Kendimi oraya, o noktaya gitmiş gibi hissedemiyorum. Boş, amaçsız düşüncelerle doluyum; yapmıyorum, sadece yapıyormuş gibi hissediyorum. Ümitsizlik… Hareketsizlik… Ve tüm bunlar, bana verilen bu değerli hediyeleri adeta rafa kaldırmak gibi. Sadece seyrediyorum, katılaşmış, durgun bir suyun kenarından. Ve işte tam bu noktada, teselliye ihtiyacım var. Belki de gerçek dua, sadece sözlerle değil, hareket ederek edilen duadır. Kendimi bu tuhaf boşluktan, sızlanmalardan, korkulardan ve kaygılardan çıkarıp sadece yaparkenki o akışta olmayı öğrenmek, orada kendimi yabancı hissetmeden, orayı güvenli bir alan hâline getirmek gerek. Belki de hayat, bize verilen hediyeleri fark etmek, onları doğru şekilde akıtmak ve her adımda Allah’a yönelmekle ilgilidir. Ve belki de en büyük dua, hareket ederek, çabalayarak ve niyetle yaşayan kişi olmaktır.
323 gösterim
323
🌀
@hazalamadilaradavar139 gün önce
Bir yaş daha aldın diye üzülme, çünkü her yaş hayata biraz daha yakından bakmaktır. ✨19✨🎂
3 yorum341 gösterim
3
341
🌀
@hazalamadilaradavar150 gün önce
Bu şiir, insanın içinde sessizce var olan ama adını koyamadığı o “büyük soru”yla yüzleşmesini fısıldıyor. Okurken insan kendine şunu soruyor: Benim içimde titreşen o karanlık acı ne? Hangi soruyla karşılaşınca yüreğim buz kesiyor? Kendi derinliğimin gelgitini ölçmeye cesaret edebiliyor muyum, yoksa sadece yanından geçip gitmeyi mi seçiyorum? Şiir net cevaplar vermiyor; aksine, zihnin gri yaz gecelerinde dolaşmamıza izin veriyor. Belki de asıl mesele, içimizdeki o küçük yıldızın hâlâ titreşiyor olduğunu fark etmek.
202 gösterim
202
🌀
@hazalamadilaradavar150 gün önce
SONE Titrer hayatımda karanlık bir acı, Hiç yakınıp sızlanmadan; Düşlerimin o en saf kar çiçeği, Kutsamasıdır en sessiz günlerimin. Ama sık sık karşıma çıkar o büyük soru, İşte o zaman küçülür, buz keser yüreğim; Tıpkı gelgitini ölçmeyi göze alamadığım, Bir gölün önünden geçer gibi. Ve sonra üzerime bir keder çöker, Ara sıra içinden bir yıldızın titreştiği, Donuk yaz gecelerinin grisi gibi. O zaman ellerim uzanıp dokunmak ister aşka, Kavrulan dudaklarımda bulamadığım sözcüklerle, Haykırıp yakarmak ister. (Franz Kappus)
175 gösterim
175
🌀
@hazalamadilaradavar150 gün önce
Hayat bir insanın doğru davranmasını bekleyecek kadar uzun değil. *"İstese yapardı."* de ve devam et... - Prof. Dr. Erkan Topuz
258 gösterim
258
🌀
@hazalamadilaradavar161 gün önce
Kimseye anlatılmayan bir durakta bekliyorum. Ne giden var, ne gelen. Saat yok. Zaman, burada insanın içinden geçiyor sadece. Bazen her şey yerli yerinde gibi duruyor. Ama insan, tam da böyle anlarda eksik olanın adını koyamıyor. Bir boşluk var; duvarı yok, sesi yok, şekli yok. Kalabalıklar içinden geçiyorum. Kimse bana çarpmıyor. Bu bir şans mı, yoksa bir işaret mi hâlâ çözemedim. İçimde konuşan bir ses var ama ne dediğini söylemiyor. Sadece varlığıyla yoruyor beni. Susmak istiyor sanki; ama susarsa ben kalacağım diye korkuyor. Bazen düşünüyorum: İnsan kendini ne zaman kaybeder? Çok konuştuğunda mı, yoksa hiç kimseye bir şey anlatmadığında mı? Bu bir bekleyiş mi, yoksa kaçmanın başka bir adı mı bilmiyorum. Bildğim tek şey şu: Burada kalmak da, yola çıkmak kadar cesaret istiyor. Ve ben… henüz karar vermedim.
301 gösterim
301
🌀
@hazalamadilaradavar161 gün önce
Bazı insanlar hayata doğrudan temas etmez. Aralarında görünmez bir cam vardır; ses geçer, ışık sızar ama rüzgâr değmez. Dışarıdan bakıldığında herkesle aynı gökyüzünün altındadırlar, içeriden bakıldığında ise gök, hep biraz uzaktadır. İnsan, en çok alıştığı fanusa inanır. Zamanla onun sınırlarını kader sanır, çizgilerini kendinden ayırt edemez hâle gelir. Oysa fanus, kırılmak için değil; fark edilmek için vardır. Bir gün, bir düşünce çatlatır camı. Ne büyük bir olaydır bu, ne de gürültülü bir kopuş. Sadece içeride bir sessizlik olur. İnsanın kendi sesini ilk defa bu kadar çıplak duyması gibi. Fanusun dışındaki hava başta yakar. Gerçektir çünkü. Sahicidir, filtresizdir, korumasızdır. Ama zamanla insan şunu öğrenir: Nefes, ancak gerçek havada nefes olur. Yine de fanus bütünüyle kaybolmaz. Kırık camlar bazen hafızada kalır, bazen gecenin bir yerinde başın üzerine düşer. İnsan o an anlar; özgürlük, korkunun bittiği yer değil, korkuyla birlikte yürüyebildiğin yerdir. Ve belki de mesele, fanusu tamamen yok etmek değildir. Onu tanımaktır. Ne zaman içine çekildiğini bilmek, ne zaman dışarı çıkabileceğini hatırlamak… Çünkü insan, fanusun kıyısında durabildiği kadar insandır.
271 gösterim
271
🌀
@hazalamadilaradavar165 gün önce
"Yaş 35 yolun yarısı eder." Diyen Cahit Sıtkı 46 yaşında vefat etti. "Ey sevgili, Uzatma dünya sürgünümü benim." Diyen Sezai Karakoç ise 88 yaşında vefat etti Öyle ki Kaderin planı, bizim planımızdan çok başka..
1 yorum364 gösterim
1
364
🌀
@hazalamadilaradavar165 gün önce
Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik; İşte yakalandık, kelepçelendik! Çıktınız umulmaz anda karşıma, Başımın tokmağı indi başıma.Suratımda her suç bir ayrı imza, Benmişim kendime en büyük ceza! Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme! Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!Nur topu günlerin kanına girdim. Kutsi emaneti yedim, bitirdim. Doğmaz güneşlere bağlandı vade; Dişlerinde, köpek nefsin, irade.Günah, günah, hasat yerinde demet; Merhamet, suçumdan aşkın merhamet! Olur mu, dünyaya indirsem kepenk: Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?Çıkamam, aynalar, aynalar zindan. Bakamam, aynada, aynada vicdan; Beni beklemeyin, o bir hevesti; Gelemem, aynalar yolumu kesti.
271 gösterim
271
🌀
@hazalamadilaradavar165 gün önce
Kendimi tanımadan konuşmaya başladım insanlarla. Sanki kelimelerim benden önce bir yere varacak, ben onları takip edecektim. Oysa her anlattığım şey, içimde biraz daha boşluk açtı. Şifa diye umduğum her cümle, dert olarak geri döndü. Bazen hâlâ yapıyorum. Hiç olmayan insanlara kendimi anlatıyorum. Beni anlamayacaklarını bildiğim hâlde, sanki anlatmazsam içimde bir şey çürüyecekmiş gibi konuşuyorum. Bu bir bağ kurma isteği değil. Çünkü bağ kurmak, karşılıklı bir şey. Benim yaptığım daha çok, içimde taşanları bir yere bırakma ihtiyacı. Belki de kendime ulaşamadığım yerlerde, başkalarının kulaklarını geçici bir ayna gibi kullanıyorum. Onlar beni tanısın diye değil; ben, kendi sesimi dışarıdan duyabileyim diye. Ama her seferinde aynı sessizlik… Anlatıyorum, rahatlamıyorum. Açılıyorum, kapanamıyorum. Ve sonra kendime kızıyorum: “Niye yine yaptın?” diye. Belki cevap şu kadar basit ve bu kadar ağır: İnsan, kendine dokunamadığı yerden başkasına uzanıyor. Ve bazen umut, akıllıca değil; sadece yalnızlığa dayanma biçimi. Bir gün, kendime anlatabildiğim gün, başkalarına bu kadar çok konuşmam gerekmeyecek. O zamana kadar kelimelerim dağınık, umutlarım temkinli, kalbim ise hâlâ öğrenme aşamasında olacak. Ve bu da bir hâl… Geçici olmayı hak eden bir hâl.
213 gösterim
213
🌀
@hazalamadilaradavar168 gün önce
Sylvia Plath ve “İncir Ağacı” Metaforu Sylvia Plath’ın en bilinen metaforlarından biri olan “incir ağacı”, yazarın özellikle The Bell Jar (Sırça Fanus) adlı romanında karşımıza çıkar. Bu metafor, Plath’ın hem kişisel iç dünyasını hem de modern bireyin—özellikle de genç bir kadının—hayat karşısındaki varoluşsal sıkışmışlığını güçlü bir biçimde yansıtır. İncir ağacı metaforunda anlatıcı, dalları meyveyle dolu bir ağacın altında durur. Her bir incir, farklı bir hayat olasılığını temsil eder: başarılı bir kariyer, mutlu bir evlilik, entelektüel bir yaşam, sanatçı kimliği, özgürlük, annelik ya da bağımsızlık. Ancak bu bolluk, bir mutluluk kaynağı olmaktan ziyade felç edici bir kararsızlığa dönüşür. Anlatıcı hangi inciri seçeceğini bilemez; çünkü birini seçmek, diğer tüm olasılıklardan vazgeçmek anlamına gelir. Zaman geçtikçe incirler dalında burur ve çürür. Bu durum, hayatın beklemeye tahammülü olmadığını simgeler. Seçim yapamamak da bir seçimdir ve çoğu zaman kayıpla sonuçlanır. Plath burada, bireyin “her şeye sahip olma” arzusunun gerçek hayatta mümkün olmadığını; bu arzunun kişiyi hareketsizliğe ve içsel bir çöküşe sürükleyebileceğini gösterir. Bu metafor aynı zamanda toplumsal beklentilere de güçlü bir eleştiridir. Özellikle kadınlar için çizilen roller—hem başarılı olmak, hem iyi bir eş, hem anne, hem de bireysel olarak özgür kalmak—birbirleriyle çelişen talepler hâline gelir. İncir ağacı, bu çelişkilerin yarattığı psikolojik baskıyı görünür kılar. Plath, kadının önüne sunulan seçeneklerin çokluğunu değil, bu seçeneklerin birlikte yaşanamaz oluşunu sorgular. Sonuç olarak incir ağacı metaforu, yalnızca Sylvia Plath’ın kişisel bunalımlarını değil; modern insanın kimlik, seçim ve zaman karşısındaki çaresizliğini de temsil eder. Bu metafor, okuyucuya şunu hatırlatır: Hayat, sonsuz ihtimallerle değil; yapılan ve yapılamayan seçimlerle şekillenir. Seçememek ise çoğu zaman, her şeyi kaybetmek anlamına gelir.
258 gösterim
258
🌀
@hazalamadilaradavar169 gün önce
DUA Bıçak soksan gölgeme Sıcacık kanım damlar Girde bir bak ülkeme Başsız, başsız adamlar. Ağlayın su yükselsin Belki kurtulur gemi Anne seccaden gelsin Bize DUA et emi.. Necip Fazıl
241 gösterim
241
🌀
@hazalamadilaradavar169 gün önce
Ölümü sığdıramaz, Akıl daracık koğuk. Ölemez, çıldıramaz, Ağlarlar boğuk boğuk. İlâç yarım, şişede, Koltuk mahzun, köşede, Ev halkı telâşede, Ölü yerde, sopsoguk… Çile / 1982 Necip Fazıl
271 gösterim
271
🌀
@hazalamadilaradavar169 gün önce
“Bu ülkede Müslüman olmak, uzun yıllar boyunca cesaret işi olmuştur.” — Necip Fazıl Kısakürek
220 gösterim
220