Beni hemen anlamalısın çünkü ben kitaba başlamak üzereyim

Frezya mimoza
Bir amaca bağlanmayan ruh yolunu kaybeder ; çünkü her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır
bir kitabı okudu.
bir diziyi izledi.
“ Affetmek, geçmişi değiştirebileceğin ümidinden vazgeçmektir ”
Heppimiz hayatta seçimler yaparız zor olan bu seçimlerle yaşamaktır
bir kitabı okuyacaklarına ekledi.
bir kitabı okudu.
bir diziyi izledi.
bir kitabı okudu.
Bugün edebiyat tarihinin en kısa ama en sarsıcı başyapıtlarından birini inceliyoruz : Stefan Zweig’ın ölmeden önce dünyaya bıraktığı veda mektubu, Satranç. Zweig, insanın hiçbir fiziksel işkenceye maruz kalmadan, sadece boş bir odada hiçliğe bırakılan kahramanımızın nasıl deliliğin eşiğine getirilebileceğini kusursuz anlatıyor. Dr. B.'nin delirmemek için zihnini ikiye bölüp kendi kendine satranç oynaması insan beyninin hayatta kalmak için ne kadar uç noktalara gidebileceğinin kanıtını gösteriyor Bu kitabı benim için unutulmaz kılan şey, Zweig'ın bu metni bitirdikten kısa süre sonra, eşiyle birlikte intihar ederek yaşamına son vermesi. Dr. B. masadan kalkarak faşizme teslim olmamıştı; Zweig da bu dünyadan çekilerek Hitler barbarlığına boyun eğmedi. Satranç, mürekkeple değil, adeta bir yazarın kendi ruhu ve çaresizliğiyle yazılmış bir veda mektubu.
bir filmi izledi.
“Geçmiş değiştirilemez ama gelecek, her yeni günle birlikte yeniden yazılmayı bekler, ”
Kâinat bir nakıştır , ipliğine ben daldım; bir düğümü çözerken, bin düğüme hayrandım
Bir harf kadar küçüldüm, bir mânâ kadar taştım; kendimi terk edince sonsuzluğa ulaştım.
bir kitabı okudu.
Mükemmel bir film Nolan' in muhteşem ters köşeleriyle sizi ekrana kilitleyecek bir film
bir filmi izledi.
Roman bir kadının yıllardır sevdiği ve sevmekte olan adama olan aşkını yazıp adama mektup göndermekle başlıyor ve roman bu mektuptan oluşuyor. yüzeyde tek taraflı bir aşk hikâyesi gibi görünse de, derinlerde çok daha karmaşık bir psikolojik çözümleme sunar. Roman, bir kadının hayatı boyunca tek bir adama duyduğu yoğun bağlılığı ve bu bağlılığın zamanla nasıl bir kimlik meselesine dönüştüğünü anlatır. İlk bakışta kadının duyguları “büyük ve saf bir aşk” gibi yorumlanabilir. Ancak daha yakından incelendiğinde bu duyguların sağlıklı bir aşktan ziyade takıntıya yakın bir bağlılık olduğu görülür. Kadın, sevdiği adamı gerçek haliyle değil, zihninde yarattığı idealize edilmiş bir figür olarak sever. Bu durum, onun henüz adamı tanımadan bile ona hayranlık duymasında açıkça görülür. Adamın evi, kitapları ve yaşam tarzı kadının zihninde kusursuz bir imgeye dönüşür. Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, kadının “görülme arzusu” ile “kendini görünmez kılması” arasındaki çelişkidir. Kadın fark edilmek, tanınmak ister; ancak bunu sağlayacak en temel adımları atmaz. Kimliğini gizler, geçmişlerini hatırlatmaz ve kendini bilinçli ya da bilinçsiz şekilde geri planda tutar. Bu durum, onun trajedisini derinleştirir: Tanınmak ister ama tanınmayı imkânsız hale getirir. Erkek karakter ise doğrudan kötü biri değildir; ancak yüzeyselliği ve duygusal körlüğü dikkat çeker. Hayatına giren insanları derinlikli bir şekilde algılamaz ve bu yüzden kadını defalarca karşılaşmalarına rağmen hatırlamaz. Bu da eserin önemli bir temasını ortaya koyar: Birinin görünmek istemesi kadar, diğerinin gerçekten “görebilme” kapasitesi de belirleyicidir
Gamzelendi yine gönül devâsı âhtır . Gönlü mahzun olanın dostu Allah'tır . | Şemsi Tebrizi |
Frezya mimoza Kifidia'ya üye oldu










