O gün Kahtane'ye giden Hasan ve Mediha hep çocuk kalsaydı keşke. Zehra, darbukasını hala çalıyor olsa; Ahmet'in de tek derdi aynı çocuklara Kahtane külahı yapmak olsaydı keşke. İçimde buruk bir karmaşa ile kapattım kitabın son sayfasını. Teşekkürler Osman Cemal Kaygılı. Çok hazin bir hikaye bırakmışsın bize. Nurlar içinde uyu.
Fatma Aydın
Psikoloji ve kişisel gelişim kitapları okuru. Düşüncelerimi burada paylaşıyorum 🌿
“Bu başarı üzerine Atatürk şu telgrafı gönderir Berlin’e: “kendin küçüksün, ama memleketin için çok büyük bir iş yaptın. Artık ismin Türk Spor tarihine geçti. Çok yaşa yaşar.”
Gazeteci Yazar Taha Akyol'un sorduğu sorulara Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük müverrihlerden İlber Ortaylı cevap veriyor. Onun yanısıra Ferhat Boratav, Feridun Emecen ve Ömer Faruk Harman gibi mühim simalar da eserde güzel katkıları olan isimler. Yalnız okuduğum olumlu incelemelerin asıl sebebi olan konuşma dili, bu eserde beni rahatsız etti. Bu kitap sohbetlerin kitaplaşmış bir hali. 3-4 kişi oturup konuşuyor ve sohbetleri kayda alınıp yazıya aktarılıyor. Biliyorsunuz ki bu artık çok kolay. Yani birisi konuşurken bir uygulama açıyorsunuz ve konuştukları yazı olarak kaydediliyor. Bu bana kolaycılık gibi geliyor. Çünkü eserinizde index olmuyor, kaynakça olmuyor, uzun ve düşündüren cümlelerin yerine o anki sohbet ortamına uygun kısa ve üzerine düşünülememiş cümleler tercih ediliyor, haliyle eser kaynakça olmayışının da verdiği eksiklerle hataya açık oluyor ama buna karşın basit bir editöryal müdahale ile anında kitap oluveriyor. Bunu İlber Ortaylı da çok sık yapmaya başladı. Kitap yazmaya vakit ayırmıyor konferanslarını izleyen yayınevi sahipleri anlatılanları eser yapıp satışa koyuyor. Bu okuru biraz da keriz yerine koymak değil midir? Nitekim eserde de birkaç yerde konuklar birbirlerinin hatalarını düzeltiyor. Bunu okumak yerine tartışmanın yapıldığı programı izlemek daha yararlı olacaktır.
Sartre bireysel özgürlük sorununda uç bir tutum benimser; insanların genetik yapıları ve yetişme tarzları tarafından tamamen şekillendirildiğini öne süren hiçbir teoriyi önemsemez. Sartre'a göre insanları ve ne olduklarını seçme yetenekleri karakterize eder. Bununla birlikte, Sartre işin o kadar basit olmadığına da işaret eder: İnsan bilinci, nihayetinde özgürlüğümüzün inkarı olan kötü inançla sürekli flört etmektedir.
Kadının trajedisine üzülürken evet, o malum "ilişki" sahnesi geldi. Bugünün etik ve ahlakına göre düşündüğümde bana çok yanlış geldi. Yani... Neden 18 yaşındaki bir kadın karakterin trajedisini anlatmak için 30 yaşındaki adamla bir ilişki yaşadığı sahne yazarsın ki? Bir kere zaten, 30 yaşındaki bir adamın yeni tanıştığı 18 yaşındaki bir kadını evine davet etmesi bile normal değil. Evet, kadın hukuken reşit olabilir ama adamla aralarındaki yaş, psikolojik durum ve deneyim farkı göz ardı edilemez. Öte yandan, bir zamanlar bu kitabı romantikleştirip akım haline getiren kitleye söyleyeceğim birkaç şey var: Ya bu kitabı gerçekten anlayarak okumadınız ya da sapıklığı, dikizciliği ve takıntıyı aşk zannediyordunuz. Kitabın kenarlarını yakarak; içine güller, notlar yapıştırarak ve yazılar yazarak edebî bir esere zarar vermeniz –her ne kadar ben bu kitabın içeriğini onaylamasam da, dünyaya mâl olmuş bir kitap– onu gelip geçici bir akıma dahil etmeniz apayrı bir saçmalıktı zaten. Ana karakter erkek olsaydı ve bunları o yapsaydı yine aynı şekilde tepki verir miydiniz? Yaptıkları "romantik" gelir miydi? Buradaki asıl mesele cinsiyet değil, karakterin saplantısı. Bir erkek bunları yaptığında ne kadar rahatsız edici geliyorsa, bir kadın yaptığında da aynı derecede öyle olmalı bence.
Sen, yani bedenimle ait olduğum tek insan olan sen, beni sevmiyordun, o yüzden bedenime ne olacağı artık umurumda değildi. Erkeklerin sevişmeleri, hatta en içten gelen tutkuları bile iç dünyamın derinliklerini etkilemiyordu, oysa onların aralarından bazılarına elimde olmaksızın çok saygı duydum ve kendi kaderimi hatırlarken onların karşılık görmemiş sevgilerine duyduğum merhamet yüzünden çoğu zaman sarsıldım.





