Mavi, gökyüzünün sonsuz özgürlüğüne aşık bir çocuk mudur; yoksa okyanusun derinliklerinde boğulmaktan korkan, sessiz bir çığlık mı?

Eva
"Kader bir tabloysa tesadüfler o tablonun fırça darbeleridir. Nereye vuracağını bilmezsin ama resmin anlamını onlar tamamlar." Eva
İnsanların sizin hakkınızda bilmelerini istediğiniz ama hiç söylemediğiniz şey ne?
İnsan, aynı kitabın yeni baskısı gibidir. Bazı sayfalar çıkarılır, yenileri eklenir, kimi cümleler düzeltilir; fakat ilk baskının mürekkebi hiçbir zaman bütünüyle kaybolmaz. Değişim, geçmişi silmek değil, geçmişi yeniden yorumlayarak kendini yeniden yazmaktır. Eva
Acılar karakteri yazmaz; sadece kalemi elimize verir. Ne yazacağımıza ise biz karar veririz.
Her insanın içinde, henüz gitmediği bir şehir vardır. Kimi onu yıllarca arar, kimi tesadüfen bulur. Ama onu bulan herkes, aslında biraz da kendini bulmuştur. Eva
Dünyanın Gürültüsünden Arta Kalan Artık hiçbir kapıyı çalmıyorum. Kapılar da beni tanımıyor zaten. Yüzler, birbirine ödünç verilmiş maskeler gibi aynı bakışı giyiyor akşama doğru. Bir insan konuşuyor; ardından bütün şehir onun sesini ezberliyor. Ben ise kelimelerimin kabuğunu soyup içindeki sessizliği dinliyorum. Gökyüzü bugün eski bir aynanın pası kadar mat. Bulutlar, unutulmuş mektupların küfüyle ağır. Rüzgâr, yeryüzünü değil, yorulmuş ruhların küllerini savuruyor. Ne bir ağaca yaslanmak geliyor içimden ne denizin mavi yalanına inanmak. Çünkü dünya, aynı cümlenin sonsuz kez yazılmış müsveddesi gibi. İnsanlar birbirini yaşamıyor artık; yalnızca birbirinin gürültüsünü taşıyor. Ben de çekildim. Bir saatin tik takı olmaktan vazgeçtiği, zamanın kendi nabzını unuttuğu eski bir boşluğa. Belki bir gün hiç kimsenin adını bilmediği bir rüzgâr eser de içimde taş kesilmiş mevsimler çatlar. Eva Bu duyguyu sık yaşamak bana bu şiiri yazdırdı.
Başkalarını tanıyan bilgili, kendini tanıyan bilgedir. — Laozi
Mutlu olmak istiyorsan, mutlu ol. — Lev Tolstoy
İnsan yalnızlığı sevdiği için değil; yalnız kaldığında kendine daha yakın olabildiği için sever.
"Boynumda bir taş bu, kendisiyle birlikte dibe doğru çekiyor beni. Fakat seviyorum bu taşı ben, onsuz yapamam."
"Ciddi suratlardan korkuyorum ve hiç hoşlanmıyorum, ciddi konuşmalardan korkuyorum. En iyisi susalım!"
"Yaşam geçip gitti, hiç yaşamamışım gibi."
Vişne Bahçesi, Anton Çehov'un 1904 yılında yayımlanan son tiyatro eseridir. İlk bakışta bir ailenin vişne bahçesini kaybetmesini anlatıyor gibi görünse de, aslında geçmişe tutunma, değişime direnme ve zamanın acımasız ilerleyişi üzerine yazılmış derin bir eser. Hikâyede, borç içinde olan aristokrat Ranevskaya ailesi yıllar sonra malikânelerine döner. Ellerindeki en değerli mülk, çocukluk anılarıyla dolu vişne bahçesidir. Eski bir köylü ailesinden gelen, artık zengin bir tüccar olan Lopahin, bahçeyi kurtarmak için mantıklı bir çözüm önerir: Ağaçlar kesilecek, arazi yazlık evler için parsellenecektir. Ancak aile, geçmişe olan bağlılıkları nedeniyle bu gerçeği kabul edemez. Sonunda bahçe satılır ve eski düzen yerini yeni bir toplumsal düzene bırakır. Bana göre Çehov'un asıl anlattığı şey şudur: Hayat, değişimi kabul etmeyenleri beklemez. Vişne bahçesi sadece ağaçlardan oluşan bir yer değildir; çocukluğun, hatıraların, kimliğin ve kaybedilen bir dünyanın simgesidir. Bu yüzden eser bittiğinde insan, "Acaba ben de hayatımda artık geride kalmış bir şeye mi tutunuyorum?" diye düşünmeden edemez.
bir kitabı okudu.
Başkalarının benim için yazdığı senaryoyu oynamak değil, kendi hikâyemi kendi kalemimle yazmak istiyorum. Eva
Özürler karahindiba gibidir Bay Amberson. Yeterince güzeldirler ve hızlıca filizlenirler ama pek bir kalıcılıkları yoktur. Mimi Corcoran
Başka bir evrende, en güzel haliyle...
Seni seviyorum. Şimdi de, gelecekte de. Jake Amberson
"Zaman bir nehir gibidir, her zaman kendi yatağını bulur."
"Geçmiş değişmek istemez. Değiştirmeye zorladığında ise direnir."



