Dünyanın Gürültüsünden Arta Kalan Artık hiçbir kapıyı çalmıyorum. Kapılar da beni tanımıyor zaten. Yüzler, birbirine ödünç verilmiş maskeler gibi aynı bakışı giyiyor akşama doğru. Bir insan konuşuyor; ardından bütün şehir onun sesini ezberliyor. Ben ise kelimelerimin kabuğunu soyup içindeki sessizliği dinliyorum. Gökyüzü bugün eski bir aynanın pası kadar mat. Bulutlar, unutulmuş mektupların küfüyle ağır. Rüzgâr, yeryüzünü değil, yorulmuş ruhların küllerini savuruyor. Ne bir ağaca yaslanmak geliyor içimden ne denizin mavi yalanına inanmak. Çünkü dünya, aynı cümlenin sonsuz kez yazılmış müsveddesi gibi. İnsanlar birbirini yaşamıyor artık; yalnızca birbirinin gürültüsünü taşıyor. Ben de çekildim. Bir saatin tik takı olmaktan vazgeçtiği, zamanın kendi nabzını unuttuğu eski bir boşluğa. Belki bir gün hiç kimsenin adını bilmediği bir rüzgâr eser de içimde taş kesilmiş mevsimler çatlar. Eva Bu duyguyu sık yaşamak bana bu şiiri yazdırdı.
5
169

