Bu insanlar bizim kendi insanlarımız... bizim kendimiz!

Gazap Üzümleri
John Steinbeckİletişim Yayınları Gazap Üzümleri - John Steinbeck Büyük Buhran döneminde yaşanan ekonomik krizin yol açtığı çaresizliği, derinden hissetmeye ne dersiniz? John Steinbeck’in deneyim ve gözlemlerinden yola çıkarak yazdığı en iyi eseri olarak kabul edilen "Gazap Üzümleri" adlı roman, 1930’lu yıllarda yaşanan gerçek olaylardan esinlenilerek kaleme alınan kült bir sanat eseri. Kapitalizmin etkilerini Joan ailesi üzerinden aktaran yazarın, dram türünde çarpıcı şekilde kurguladığı romanını okurken kendinizi âdeta o yıllarda yaşıyormuş gibi hissedeceksiniz! Gelin, hayatın içinden kusursuz tahlillerle yazıya aktarılan romanda sizi neler beklediğinden kısaca bahsedelim. "Gazap Üzümleri" adlı kitabı neden okumalısınız? Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan Büyük Buhran döneminin toplumda yol açtığı köklü değişimlerin anlatıldığı roman dan oluşuyor. Eserinde kuraklığa, maddi zorluklara, tarımsal endüstrideki farklılaşmalara değinerek işçi bir ailenin yaşadığı zorlukları gözler önüne seren yazar; toplumun yapı taşlarının nasıl değiştiğini teker teker aktarıyor. Joad ailesi üzerinden tarihî, sosyolojik, ekonomik ve dini olguları da ele alan yazar; sefaletin ve acının yanı sıra insanların gerçekler karşısındaki yok olan umutlarını da okurlara çarpıcı bir gerçeklikle sunuyor. Kapitalist düzenin oluşturduğu yıkımı, iliklerinize kadar hissedeceğiniz "Gazap Üzümleri" adlı eser; John Steinbeck’in yaşamına ve kusursuz gözlemlerine dayanıyor. Bunları biliyor muydunuz? Steinbeck’in "Gazap Üzümleri" adlı eserinin, 1939 yılında ilk kez Viking Press tarafından New York'ta yayımlanmasının hemen ardından yoksulluk temasının insanları rahatsız ettiği gerekçesiyle ABD’de yasaklandığını biliyor muydunuz? Birçok ülke tarafından da yasaklanan eser; Amerikan kapitalizmini ağır bir şekilde eleştirdiği için dönemin zenginleri ve bankacıları tarafından eleştirilere ve gerçekliği olmadığına dair ithamlara maruz kalır. Yayımlanmasının ardından pek çok dile çevrilen ve dünya genelinde büyük yankı uyandıran roman; Türkiye'de ilk defa Rasih Güran’ın yaptığı çeviriyle 1946 yılında Remzi kitabevi tarafından yayımlanır. 1940 yılında Pulitzer Kurgu Ödülü; 1962 yılında ise Nobel Edebiyat Ödülü alan Steinbeck, ödülü hak etmediğine dair eleştiriler alsa da kaleme aldığı romanlarda benimsediği gerçekçi üslubu sayesinde okurlarının hayranlığını kazanmaya devam eder. Meşhur biyografi yazarı Jackson Benson, Steinbeck için "Dünyada onurunun satın alınmadığı ya da kazanılmadığı birkaç kişiden biriydi." ifadesini kullanır. Roman, yönetmen John Ford tarafından 1940 yılında sinemaya da uyarlanır. Bu eşsiz romanı okuduktan sonra dilerseniz orijinal adı "The Grapes of Wrath" olan "Gazap Üzümleri" (IMDb: 8.1) filmini izleyerek Joad ailesinin göç yolculuğuna farklı bir açıdan bakabilirsiniz. Bu kitabı sevenler için diğer önerilerimiz 1968 yılında aramızdan ayrılan John Steinbeck’in makaleleri, öyküleri, gezi kitapları ve senaryolarının yanı sıra "Gazap Üzümleri" dışında 15 adet romanı daha bulunuyor. Yazarın bu eşsiz eserini okuduktan sonra dilerseniz "Yukarı Mahalle" ve "Fareler ve İnsanlar" adlı romanlarına da göz atabilirsiniz.
İnsan gebe olduğu zaman her şey içine işler. Herkesin söylediği dokunur. Bütün dünya onunla uğraşıyormuş gibi gelir. Sen ona bakma. Ne yapsın, elinde değil. İçinden öyle geliyor.
"Şunu da unutmayın; insanoğlu bir kavram için savaşmadığı, uğrunda ölmediği zaman, felaket gelip çatmıştır."
Yaşamayan insanlara cennet umudundan nasıl söz edilebilir?
Artık ne seviliyor ne lanetleniyordu, artık ona ne dua eden ne de küfreden vardı.
Yalnız bir insansın... ama deli değilsin.
bir kitabı okuyor.
Tom Joad yolun kenarında dikenli otlar arasında yavaşça ilerleyen bir kaplumbağa görür. Kaplumbağa önüne çıkan her engelden sonra tekrar doğrulup batıya doğru gitmeye devam eder. Tom onu yakalayıp cebine koyar, kardeşine götürmeyi düşünür. Bu kadar basit bir olay gibi görünür ama aslında roman boyunca işlenen bütün temaları küçücük bir canlı üzerinden anlatır. Kaplumbağa Simgesinin Edebi Anlamları Azim ve Direnç Kaplumbağa yavaş yavaş ilerler, sürekli düşer, dikenlere takılır ama durmaz. Bu, Joad ailesinin ve diğer göçmenlerin kaderidir: Her şey onları düşürür: kuraklık, borç, traktörler, açlık… Ama yine de doğrulup yola devam ederler. Steinbeck, kaplumbağayı inat ve yaşam gücünün simgesi yapar. Yani kaplumbağa, insan ruhunun “ne olursa olsun yürümeye devam etme” kararlılığıdır. Batıya Yolculuğun Alegorisi Kaplumbağa bir yön seçmiştir: Batı. Tıpkı Joad ailesinin Oklahoma’dan Kaliforniya’ya gitmesi gibi. Bu yolculuk: Zorunludur. Engellerle doludur. Geri dönmek yoktur. Kaplumbağa aslında romanın küçük bir modeli gibi davranır. Doğanın Tarafsızlığı Kaplumbağa duygusuzdur. Aç mı, yorgun mu, üzgün mü bilinmez. Ne insanların umutlarını bilir, ne felaketlerini. Sadece yürür. Steinbeck böylece doğanın kayıtsız gücünü de anlatır. Doğa, insan acısına aldırmaz; kendi yolunu sürdürür. Hayatta Kalma İçgüdüsü Kaplumbağa, hayatta kalmak için hiçbir mücadeleyi bırakmaz. Bir sürü diken, tekerlek, toz vardır. Ama durmaz. Steinbeck, bu hayatta kalma içgüdüsünü bütün ezilen insanlara ait bir erdem olarak gösterir. Tom’un Kaplumbağayı Eline Alması Ne Anlama Gelir? Tom Joad kaplumbağayı yakalar. Bu detay da simgeseldir: Tom’un kendisi de yeni özgürlüğüne kavuşmuş bir insandır (hapisten çıkmıştır). O da nereye gideceğini bilemez halde, yolda karşısına çıkan şeyi sahiplenir. Kaplumbağa Tom’un gözünde basit bir “armağan” değil, bir başlangıç nesnesi gibidir. O da bir yere götürülürken, kaplumbağa da bir yere götürülür: İkisi de kaderin yolcularıdır. Edebi Olarak Kaplumbağa Sembolünün Özeti Kaplumbağa: Azmin ve kararlılığın simgesidir. Göç yolculuğunun minyatür bir hikâyesidir. Doğanın tarafsız, amansız akışını gösterir. Hayatta kalmanın sade ama kudretli iradesidir. Tom’un ve bütün göçmenlerin ruh hâlini özetler. John Steinbeck’in en büyük ustalığı şudur: Küçük bir kaplumbağayı bile alır, bir romanın bütün duygusunu ona yükler. bence güzel bir kitap
bir kitabı okudu.
"Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. sen, ben... biz artık geçmiş zamanız."
İnsanlar konuştukça , hislerini ve duygularını anlamaya başlıyorum . Onlar kafesteki kuşlar gibi çırpınarak özgürlüğe kavuşmak istedikçe tellere çarpıp kanatlarını nasıl kırdıklarını görür gibi oluyorum.
Bu roman yalnızca bir ailenin hikâyesi değildir; yoksulluk, adaletsizlik ve insan onuru üzerine yazılmış büyük bir toplumsal romandır. Steinbeck, Büyük Buhran döneminde topraklarını kaybeden insanların çaresizliğini anlatırken aslında kapitalist sistemin acımasız yüzünü gösterir. Romanın en güçlü tarafı şudur: Acı ve yoksulluk arttıkça insanlar yalnızlaşmaz, dayanışma öğrenir. Bu yüzden kitap, edebiyatta insanlık onurunun en güçlü savunmalarından biri sayılır.

