Aslında konusu ve yazım tarzı çok ilgi çekici gelmişti ancak beklentimin çok çok altında kaldı. Özellikle psikiyatrist hiç profesyonel bi tutumda gelmedi.

Sude Dincer
🦊✨️🪩
Feminist okumaya yeni başlıyorsanız sizin için harika bir başlangıç olabilir. Okuduğum en iyi feminist kitaplardan biriydi ve tabii ki bayıldım. Tarihteki önemli kadınların Marie Curie'den ibaret olmadığını hiç adını duymadığımız ama bilimde, ilimde yetenekli olan kadınları anlatıyor. Yaklaşık yarım saatte bitti diye tahmin ediyorum, tam saat belirtemiyorum çünkü okudukça araştırmak istediğim yeni şeylerle karşılaştım ve bu beni gerçekten tatmin etti. Herhangi bir yaş sınırı da vermeyeceğim her yaştan bireyin okuyabileceğini düşünüyorum. Hatta ortaokul-lise yaşlarındaki kardeşlerimin okumasının düşünce ve bilgi gelişimleri açısından çok faydalı olacağını düşünüyorum.
Seni benim vücudumdan kesip aldılar, beni uyuşturmadan. Yarımı benden aldılar, en güzel yarımı. Yeniden çık diye senin parfümünle suluyorum kendimi.
Artık eve girmek için anahtara ihtiyacın yok, çıkmaya da ihtiyacın yok, kal benimle.
Yazardan birçok kitap okudum fakat ilk defa keşke okumasaydım dedim. Kalbim ciddi anlamda fazlasıyla kırıldı, yanlış anlaşılmasın kötü bir kitap olduğu için değil aksine çok iyi bir kitap olduğu için yazarın yaşadığı yası yaşıyorum. Kalbim bu sebepten kırık. Eş kaybı yaşamamış bana o duyguyu öyle güzel hissettirdi ki size anlatamam. Bu yıl beni ağlatmayı başaran 3. kitap oldu (diğer ikisinden biri de yine aynı yazarın "Nereye Gidiyoruz Baba?" isimli kitabıydı)
Refet, küçük yaşta babasını kaybetmiş ve türlü zorluklar yaşamış bir kız. Kitap boyunca bu zavallı çocuğun kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir kadına dönüşmesini okuyoruz ve ben buna bayıldım. Bir Türk edebiyatı klasiğinde böyle bir konuyla karşılaşmak beni gerçekten şaşırttı ve mutlu etti. Çünkü Refet, kadınların bir erkeğin gölgesine sığınmak zorunda olmadığını, tek kurtuluş yolunun evlilik olmadığını gösteren güçlü bir karakter. Kitabı okurken 1890'lı yıllarda yazıldığını unutmamanızı tavsiye ederim. Eminim Refet ve Binnaz Hanım'ın hayatındaki gelişmeleri, dönemin şartlarını düşünerek okuduğunuzda çok daha tatmin olacaksınız ve iyi hissedeceksiniz.
Akmadı, akmadı ve akmadı. Gerçekten muhteşem bir konusu var, kurgu çok zekice, insana birçok şeyi sorgulatıyor ama okurken çok yoruldum. Daha doğru bir deyişle okumaya kendimi zorlamaktan yoruldum. Çünkü ilk kitap yani Tırpan ne kadar akıp gittiyse Fırtına Bulutu ve Çan o kadar akmadı. Fırtına Bulutu'nda da ortalara kadar sıkılıp kendimi zorlamıştım ve kitabın sonunda çok heyecanlanmıştım hemen üçüncü kitabı okumak istemiştim. Sonra aradan sanıyorum ki 20-25 günlük bir süre geçti ve ben üçüncü kitabı yani Çan'ı bitirebildim. Sürekli seriye yeni karakterlerin dahil olması, Curie'nin yokluğu ve Faraday'in ilk başta okuduğum ve bayıldığım karakterde olmayışı yani neredeyse tamamen etkisiz oluşu beni sıktı ve kitaptan soğuttu. Yine de okumaya değer miydi tartışılır. Ben ilk iki kitap için evet derdim ama bu kitap için hayıra yakın bi belki diyebilirim. (Yine de novellayı okuyacağım bakalım o nasıl)
Ben buyum, bu kadarım basit bir insanım dark romance okurum ve kaliteliyse bayılırım. Bu kitaba da bayıldım. Dark romance okurken beni en çok rahatsız eden şey herhangi bir olay örgüsü olmaması olur. Ama Josh ve Aly ikilisinin tek olayı malum şey değildi. Josh'ın Aly'ye karşı olan düşünceli davranışları çok hoşuma gitti hepimizin biliyoruz ki dark romancelerde erkek karakterler tabiri caizse ayı oluyorlar. Ben bir de bu kitapta baya güldüm ya. Josh'ı yüceltme ve övme incelemesi olmasını istemem ama gerçekten komikti. Bir de Tyler beni şaşırttı ve son olarak kitapta en sevdiğim şey sondaki özel bölümün son cümlesi oldu. Ne olduğunu söylesem spoiler olmaz sanırım: 2. kitapta Junior'ı okuyoruuuzz. O kadar övdüm falan ama yine de fazla açık sahneler olduğunu ve yine tetikleyici unsurlar barındırdığını söylüyor ve 18 yaşından küçük arkadaşlarıma, hassas okurlara önermiyorum. Ha bir de bunun bir kurgu olduğunu, takipçiliğin ve takıntının hoş şeyler olmadığını, şiddetin her türlüsünün yanlış olduğunu unutmayın.
Bitti ama ben de bittim. Daha akıcı bir şekilde okurum sandım fakat öyle olmadı. Tema olarak sevdim fakat her şeyin tesadüfler üzerine kurulu olması sanıyorum ki beni itti. Adelaide'ın bazı noktalarda çok salak olduğunu düşündüm, okurken sinir atakları geldi geldi gitti. Ama ona sarılmak istedim, onu anladım. Bilmiyorum ya üzdü beni bu kitap biraz. En sevdiğim şeyse bunun bir aşk romanı değil, bir kadının kendi değerinin farkına varma yolculuğu olmasıydı. Çünkü bir kitapta en nefret ettiğim şey kadınların nedense hep mutlu son denince evlenmiş, çocuklu ya da hamile olarak yazılmasıdır. +18 sahneler bulunuyor bu yüzden herkese önermiyorum.
Uzun zaman sonra okuduğum en iyi kitap olduğunu söyleyerek incelememe giriş yapmak istiyorum. Kitabımız size şu soruyu soruyor: "Zamanda yolculuk yapabilseydin kimle buluşurdun?" 4 bölümden oluşuyor ve aslında bu 4 kişinin bu soruya verdiği cevaplarla birlikte bazı pişmanlıklar, bazı umutlar ve bazı çaresizlikler okuyoruz. Çok da detaya girmek istemiyorum çünkü ben konu ve olaylar hakkında hiçbir şey bilmeden tamamen tesadüfen okudum ve gerçekten çok zevk aldım. 18 yaş altı bireylerin okumasını engelleyecek herhangi bir unsur bulunmuyor bu yüzden rahatlıkla herkese okumasını önerebilirrim.
Bütünleme sınavlarıma çalışırken bir yandan da podcast olarak Kazıklı Maria'dan bu kitabı dinledim. Kitapta gerçek bir kurgu olsaydı belki severdim fakat kitap resmen "açık" kadınları gömmek, onlara nefret kusmak üzerine yazılmış gibiydi. Ve bir şey dikkatimi çekti (tabii ki yanılıyor olabilirim çünkü elimde genelleme yapacak kadar veri yok bu kesimden çok kitap okumadım. Eğer yanlışsam ve benim söyleyeceğim tespitim aksini kanıtlayan bir kitap varsa bana önerirseniz sevinirim) bu kitaptan önce de bir bana kıyasla nispeten muhafazakar kalan bir kitap daha okumuştum ve o kitapta da evlilik içi tcvz bahsi geçiyordu bu kitapta da henüz daha başlarda kız TCVZE UĞRADIĞI İÇİN ÖZÜR DİLEDİ. Neden bilmem bu tarz kitaplarda hep bir tcvz bahsi geçiyor ancak bu sitem etmek, tepki göstermek için değil ya kadını suçlamak ya da bunu normalleştirip güzellemek için oluyor. Bahsettiğim kitabın incelemesinde de söylediğim gibi bu tarz kitaplar bana ters, bana hitap etmiyor ve umarım kimseye hitap etmiyordur. Bu arada Bilal; kadın deyince annen aklına geliyorsa sen anakuzusu falan değilsin direkt olarak sapıksın, bir kadınla anne-oğul illişkisinin sınırlarını bile koruyamayacak birisin. Ve bu aşırı derecede iğrenç bi şey lütfen tedavi ol.
Evet bunu yaptım, bu kitabı okudum ve çok utanıyorum. Sema hanımla zaten fikirlerimiz taban tabana zıt fakat aynı fikirde olduğumuz bir konu olabilir mi acaba diye merak ettim ve okudum. Ama hayır, kesinlikle hiçbir konuda aynı fikirde değiliz, olamayız. Bunu en net fark ettiğim kısım evlilik içi tcvzü bile masumlaştırıldığı kısımdı. Bu kesinlikle kabul edebileceğim bir şey değil. Eğer bu kitabı okuyup "haklı aslında" gibi bi düşünceye kapılırsanız lütfen beni sizinle denk gelebileceğini her platformdan engelleyin kullanıcı adım aynı.
Kitap hakkında tek söyleyebileceğim aşşşıırı derecede mide bulandırıcı olduğu. Beklediğim gibi derin anlamlı falan da değildi bana göre. Sadece rahatsız ediciydi.
bir diziyi izledi.
Uzun uzun anlatmama gerek yok diye düşünüyorum zaten çoğumuzun bildiği, okuduğu bir eser. Benim için ise belki size klişe veya saçma gelebilir ama çok büyülü bir kitap. Her sene bir kez mutlaka okurum, hep farklı hissederim. Bu sefer okuduğumda koyunun gülü yediğini düşünüp üzüldüm mesela. Daha önceki okumalarımda yemediğine emindim oysaki :")
Ama sen herhangi bir anda çıkıp gelirsen, yüreğim saat kaçta senin için çarpacağını bilemez.
Eğer kelebeklerle tanışmak istiyorsam, iki üç tırtıla katlanmam gerek.
YATACAK YERİN YOK EMORY!! Emory o öğleden sonra bir tweet atarak "Vay canına, kustum mekaniğinden anlayan kızlar çok seksi oluyormuş" diye yazmıştı.
Herkese merhaba, dün başladığım kitabı bugün bitirdim ve koşarak inceleme yazmaya geldim. Öncelikle kitabımızın otobiyografi türünde bir eser olduğunu, istismar, ölüm, beslenme bozuklukları gibi hassas konuların işlendiğini belirtmeliyim. Eğer bu konularda hassas iseniz lütfen okumayın. Kitap boyunca Jennette'a o kadar çok üzüldüm ki, terapilere gittiğinde sanki onunla beraber ben de bir iyileşme sürecine girmişim gibi hissetmiştim. Annesine, hayatına giren yetişkin erkeklere, var olmaktan başka bi vasfı olmayan babasına (en azından kitapta böyleydi) çok siniriyim. Çocuklar sadece çocuktur. Sizin hayallerinizi gerçekleştirmek zorunda olan, bir senaryo kurup ona göre oynayacağınız oyuncaklar değillerdir. Jennette McCurdy'nin dizilerini izlemedim, açıkçası kitabı okuyana kadar kim olduğunu da bilmiyordum. Fakat şu an hayatının kitaptan sonra devam eden kısmında neler olduğunu da çok merak ediyorum. Umarım artık sonunda kurtulmuştur ve her şey yolunda gidiyordur. :)
Her zaman nefesimi tutup bir gülümseme, bir saç okşama bekliyordum ama asla gelmiyordu, en azından şimdilik. Ben hala umutluydum.














