“Kendinle yüzleştiğin an, gerçek başlar.”

Savaş, Cengiz Aytmatov’un anlattığı güçlü hikâyelerin baş aktörüdür şüphesiz. Yüz Yüze de taze umutlarla evlenen bir çiftin trajik hikâyesini anlatır. Evliliklerinin baharında patlak veren savaşın ardından ülkesini savunan binlercesiyle birlikte savaşa yollanan Cumabay, ölüm korkusuna yenik düşerek cepheden kaçar. Geceleri evinde, gündüzleri ise mağarada yorucu bir kaçak hayatı yaşarken zor koşullar günden güne onu daha derinden etkilemeye ve değiştirmeye başlar. Aytmatov’un kötülüğün doğasına ilişkin cesur sorular sorduğu Yüz Yüze; iyilik, kötülük ve değişim üzerine çarpıcı bir hikâye. (Tanıtım Bülteninden)
“Suskunluk, bazen suçun en açık hâlidir.”
“İnsan bazen yaşadığı hayatın yükünü taşıyamaz.”
“Kaçmak, kurtulmak değildir.”
“Bir insanın en zor karşılaşması kendisiyledir.”
“Vicdan, en sessiz ama en güçlü sestir.”
“Korku, insanı hayatta bırakır ama içini öldürür.”
“İnsan kendisinden kaçamaz.”
Yüz Yüze, Aytmatov’un en psikolojik metinlerinden biridir. Bu öyküde ana mesele: İnsan kendisiyle ne zaman yüzleşir? Hikâye, savaş ortamında geçer. Bir adam, korktuğu için cepheden kaçar. Fiziksel olarak hayatta kalır ama vicdanıyla baş başa kalır. İşte asıl hikâye burada başlar. Çünkü insan: başkalarından kaçabilir savaştan kaçabilir ölümden bile kaçabilir Ama kendisinden kaçamaz. Bu öyküde “yüz yüze gelmek”: kendinle hesaplaşmak korkularını kabul etmek yaptığın şeyin ağırlığını taşımak anlamına gelir. Aytmatov burada çok sert bir gerçek söyler: İnsan bazen yaşadığı için değil, yaşadığı gibi yaşadığı için utanır. Bu öykü, özellikle vicdan kavramını çok güçlü işler.

