Leylâ ve Mecnun’da, Şölen diyaloğunda dile gelmeyen farklı bir durum, farklı bir deneyim söz konusudur. Bu farklı durumu “aşk acısı” kavramıyla ifade edebiliriz. Sevgi yolu, çile ile acı çekerek yürünen bir yoldur. Sevgide mutluluk değil, ıstırap vardır. Olgunlaşma, acının insan ruhunu terbiye etmesidir. Gam ve hüzün, olgulaştırıcı bir güçtür. Tanrı’nın aşk derdini artırması, bir “ihsan”dır. Bu nedenle Mecnun, kendisini aşk acısından uzak tutmaması için yakarır.. Olgunlaşmanın aşamalardan geçmenin, aşk acısı ile olacağı açıkça görülür. Öyle ki, aşkın vereceği mutluluktan bir kaçınma ve kedere ayrılığa, ıstıraba doğru eğilim duyma söz konusudur.. “Felek bağrımı kan etmeden, gönlüm açılıp serpilmedi / Beni böyle ağlatıp inletmeden sevindirmedi / Kılmadan zulüm ile yüz parça şu yaralı göğsümü / Bu bahçede gül gibi, bir anlık bile güldürmedi..” (Fuzûlî, 2006: 473) Sevginin erdemi acı çekmekle olgunlaşır. Aşk buna yöneliktir.. Sevgi neredeyse kendi başına bir değere kavuşur: sevgi için sevgi, aşk acısı için aşk.. Fuzûlî’nin Leylâ ve Mecnun mesnevîsinde verdiği öncelikli mesaj, aşkın hakikatine, aşkı tensel haz aracı hâline getirerek değil, belâ vadisinden geçilerek ulaşabileceği yönündedir. Aşkın hakikatine, aşkın erdemine ulaşabilmek için, ondan gelebilecek ıstırabı sahiplenmek gerekir. Aşkın daha ilk adımında bir yol ayrımı vardır. Yollardan biri tensel, diğeri tinsel yaşama gider. Tensel yaşamı seçenler, aşkın kişiye kazandırabileceği erdemlere, güzelliklere ve manevi olgunlaşmaya erişemezler. Sevgiyi tinsel yoldan yaşayanlar ise zorlu süreçlerden geçerler. Bu nedenle, Mecnun’un adı Kays iken Mecnun olur. Kendi içinde büyük değişimler geçirir, kırılmalara uğrar. Mesnevî’den çıkan sonuca göre aşk; bir “belâ vadisine düşmek” ve orada kendinden geçmiş hâlde şaşkın şaşkın dolaşmak, akıldan uzaklaşmaktır.. #aşk #sevgi #edebiyat

