Sevgi, insanın kendisini güzellik içinde, yaratma ve üretme eyleminde verimli kılmasıdır. İnsan güzellik için.d.e doğmak doğurmak ve üretmek ister, çirkinlik içinde doğurgan ve yaratıcı olamaz çünkü. Sevgiyi, “doğurma güzel içinde yaratma” sevgisi olarak tanımlamanın temelinde varoluşsal bir anlam vardır, çünkü doğurma, sonsuzluğa götürür, ölümlüyü ölümsüz eder, özünde ölümsüzlüğe karşı duyulan derin existential istek vardır.. İnsan, yeryüzünde sergilediği güzeli arama, onunla birlikte olma eğilimi ile, dünyasal varlığının faniliği içinde, sonsuzluk ve ölümsüzlük özlemini yansıtır. Bu güç onun doğasında vardır. Zamanı geldiğinde güzelliği bulmak, içindeki doğurma ve üretme gücünü aktif hale getirmek için yola çıkacaktır.. Sonsuzluk ve ölümsüzlük isteğine bağlı olarak, doğurma ve yaratma konusunu iki farklı açıdan ele alınır. Bunlardan ilki, bedeninde bereket taşıyanların sevme, doğurma, kendi canlarından yeni canlar dünyaya getirme biçimi, biyolojik olarak üreme tarzları, diğeri ise canında bereket taşıyanların kendi ölümsüzlüklerini eserde, işte, eylemde ve erdemde oraya koymalarıdır.. Leylâ ve Mecnun’da bu aşamalar, “olgunlaşma” olarak ifade bulmaktadır.. Gençler için aşk bir marifettir, olgunluğa götüren bir kılavuzdur. Bu kılavuz sayesinde kişi, kendi gücüne sevginin gücünü ekleyerek insanlık yolunda büyük bir avantaj elde eder. Bu güçten yoksun olan kişi, sıradan bir yaşam sürer. Mevlâna Mesnevî’de, “Kimin aşka meyli yoksa kanatsız bir kuş gibidir vah ona” der.. Bu konu Fîhi Mâfih’te de ifade bulur. Mecnun’un dilinden şu rivayetlere yer verilir: “Ben Leylâ’yı dış güzelliği ve görünüşü bakımından sevmiyorum. O, görünüşünden ibaret değildir. Leylâ benim elimde bir kadeh gibidir. Ben o kadehten şarap içiyorum ve bu şaraba aşığım..” Böylece sevgi yaşantısı, bir gelişme ve olgunlaşma süreci olarak ortaya çıkar.. #aşk #sevgi #edebiyat

