Ah C... Satırlarda Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ından bir karakterle yeniden karşılaşmış gibi hissetmek çok keyifliydi. Ama burada sıradanlığa çok vurgu vardı sanki. C, sıradan olmaktan öylesine kaçıyor ki, bu kez de uyumsuzluğu kendi içinde bir sıradanlığa dönüşüyor gibi. Yani seçtiği (seçmek zorunda kaldığı!) her şey bir yerde onu aynı sıradanlığa çekiyor. Belki de mesele tamamen kopmak ya da sürüye uymak değil; ikisi arasında bir denge kurabilmek. İnsan olarak, buhrana kapılmamak için gerektiğinde uyum sağlayabilmek de bir beceri bana göre. İlk sayfalarda "Ne oluyor yahu?" dediğim anlar oldu. Anlatım zaman zaman zorladı ama bireyin iç dünyasını anlatan kitapları sevdiğim gibi bu kitabı da çok sevdim. C'nin yaşadığı hayal kırıklıklarında üzüldüm; okurken birçok kez içimden "Ah canım insan..." demeden edemedim. Ve kitap bittiğinde ; Acaba güzel olan bulmak mı, yoksa aramak mı? Benim cevabım bulmak ama sanırım C için aramak..

Aylak Adam
Yusuf AtılganMutluluğu ve içsel huzuru arayan bir insanın hikâyesini okumaya hazır mısınız? Aylak Adam eseriyle toplumsal ve kişisel sorunları ele alan Yusuf Atılgan, okuyucuya psikolojik öğeler barındıran bir anlatım sunuyor. Varoluşçuluk temasının da işlendiği kitap, akıcı üslubuyla sizi sayfaların içine çekmeyi başaracak. Öyleyse gelin, kitabın içeriğinden kısaca bahsedelim. ''Aylak Adam'' adlı kitabı neden okumalısınız? Kitap, hayata tutunmaya çalışan ve sürekli bir arayış içerisinde olan 'C.'nin hikâyesini anlatıyor. Rahat bir yaşam süren, evinde hizmetçiler bulunan kahramanımız; kadınlara düşkünlüğü ve kumar tutkusu ile bilinen bir babanın oğlu. Babası öldükten sonra kira gelirlerinden oluşan miras kendisine kalıyor ve bu nedenle 'C.' hiçbir zaman çalışma ihtiyacı hissetmiyor. Ataerkil düzene karşı olan, çalışmayı sevmeyen ve yalnızlığı tercih eden 'C.', melankolik bir hayat yaşamaya başlıyor. Kış, İlkyaz, Yaz ve Güz isimleriyle 4 bölümden oluşan kitapta, değişen dünyaya inat değişmeyen bir karakter sunuluyor. Arzu ettiği hayatı bir türlü yaşayamayan ve sürekli bir arayış, kayboluş serüveninde sürüklenen aylak adam, huzursuz bir ruhu simgeliyor. 2 farklı kadınla yaşadığı aşkta neyi aradığını bilemeyen ve bir türlü isteklerine ulaşamayan 'C.', varoluş sancıları içinde kıvranıyor. Sade ve sakin kişiliğiyle Güler de hareketli ve sanatçı kişiliğiyle Ayşe de onun kusursuz anlam arayışına cevap veremiyor. Ailesinden yadigâr kalan olumsuz duygular, 'C.’nin' hayatla kavgasının ve dış dünyaya olan kininin bir an olsun azalmasına olanak tanımıyor. Ne aradığını bilmeden sürekli bir arayış içinde olan kahramanımız, karamsarlığın pençesinde sürüklenmeye başlıyor. Psikolojik, sosyolojik ve toplumsal öğelerin iç içe geçtiği bu eseri okurken siz de kendinizi yaşamı sorgularken bulacaksınız. Bunları biliyor muydunuz? Yusuf Atılgan'ın, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın öğrencisi olduğunu biliyor muydunuz? 1921'de Manisa'da dünyaya gelen yazar, ilk modernist yazarlardandır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde eğitim alan Atılgan, mezun olduktan sonra edebiyat öğretmenliği yapar. Kendi hayatından esinlenerek yazdığı Aylak Adam romanı ile Yunus Nadi Roman Ödülü’nde ikincilik alır. 1954’te Nevzat Çorum ve Ziya Atılgan mahlaslarıyla yazdığı 2 hikâyeyi Tercüman gazetesinde düzenlenen yarışmaya gönderir. Evdeki isimli hikâyesi ile birincilik kazanır fakat gerçek kimliğini açıklamayarak ödülü almayı reddeder. 156 sayfalık Aylak Adam adlı romanı, 2017 yılında Can Yayınları tarafından yayımlanır. Bu kitabı sevenler için diğer önerilerimiz Aylak Adam'ı okuduktan sonra dilerseniz Anayurt Oteli ve Canistan'a da göz atabilirsiniz.
-Nedenmiş o! Düşünmeden edemem, biliyorsun, seni seviyorum ben. Sigarasını küllüğe bastırdı. "Nasıl kolayca söyleyiveriyor bunu. Sevmek! Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?
• Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi.
Önlerde bir yere oturur, yanağı avcuna dayalı filmi seyreder, tam beni düşünmesini istediğim zaman beni düşünürdü.
Yoksa her şey ben olmadığım zaman, benim olmadığım yerlerde mi oluyordu? "
Doğru, hep başkayız. Ayak bastığımız her yer dünyanın merkezi oluyor. Her şey bizim çevremizde dönüyor…"
Artık dış dünyanın sesleri duyulmuyor. Her şey kendi içinde oluyor. Bir gün bu ışıklı kıyıda, pırıl pırıl kumların üstünde durmuş muydu? Ya bu tanıyamadığı, sokaklarında güleç yüzlü insanlar dolaşan şehir nerde? Sonra yine o pırıl pırıl kıyı… Arkasından biri, ‘Ben de varım’ diyor. Ah, o birisi…"
Sizi bekleyenler vardır. Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız? "
Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak!"
Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor."
Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı."
Olanla yetinerek, aramadan, düşünmeden yaşanılsın diye yaratılmış bir dünyada yalnızdı. "

