Daima yalnızsınız , bir kitap alıp okuyorsunuz.

Bulantı
Jean Paul SartreBulantı, 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden Jean-Paul Sartre’ın ilk romanı. Bireyin kökten özgürlüğünü vurgulayan varoluşçu akımın sözcülüğünü üstlenen Sartre, adını 1938’de yayımlanan bu romanıyla duyurmuştu. Günlük biçiminde yazdığı bu kitabında, romanın kahramanı Roquentin’in dünya karşısında duyduğu tiksintiyi anlatıyordu. Bu tiksinti yalnızca dış dünyaya değil, Roquentin’in kendi bedenine de yönelikti. Kimi eleştirmenler romanı hastalıklı bir durumun, bir tür nevrotik kaçışın ifadesi olarak değerlendirdilerse de, Bulantı, yansıttığı güçlü bireyci ve toplum karşıtı düşüncelerle, sonradan Sartre’ın felsefesinin temellerini oluşturacak birçok konuya yer veren özgün bir yapıttı. “Varoluş”la yüz yüze gelen Roquentin’in geçirdiği değişimi anlatan Bulantı, varoluşçuluğun kült kitaplarından biri oldu. 20. yüzyıl roman sanatında da önemli bir yeri olan bu kitabı, Selâhattin Hilâv’ın usta işi çevirisiyle sunuyoruz.
Başkalarından nefret eden kişi bir insandır.
Beni kim hatırlar?
Artık yalnızlığın içine girdi, bir daha çıkmamak üzere.
Özgürüm: Hiçbir yaşama nedenim kalmadı artık...
Birisini sevmeye kalkışmak önemli bir işe girişmek gibidir... Enerji, cömertlik, körlük ister.
Varoluş şurdadır, çevremizdedir, bizdedir; bizdir, ondan söz açmadan iki sözcük söylemesek de ona dokunamayız.
İnsanlar. İnsanları sevmek gerek. İnsanlar hayranlık duyulacak yaratıklardır.
İnsan olmak güç.
İnsanlardan, onları sonrasında daha iyi sevebilmek için başta nefret etmiştir.
Hayatın bir anlamı vardır. Önce hareket etmek, bir işe girişmek gerekiyor.
İnsanın kendine yalan söylemesi mutlaka kaçınılmaz bir şey mi?

