bir kitabı okudu.

Kuyucaklı Yusuf
Sabahattin Ali"Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf'un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olmayacağını sanıyordu." Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının belki de en romantik kahramanıdır. Hayatın ve insanların zalimliği karşısındaki naif duruşu ile bir yandan trajik bir sona ilerlerken, bir yandan da yaşadığı lirik aşk hikayesinin kahramanı olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.
Mademki hiçbir şeyi değiştirmeye iktidarı yoktu, her şey evvelden çizilen bir yolda yürüyecekti, o halde aklı başında bir insan, olanları tebessümle seyredip sırasını beklemeliydi.
Kendini halinden şikâyet etmeye alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun.
Bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir. Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl bir ateşin yandığı; yavaşça kalkıp inen göğsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür...
Kalbinin derinlerinde yerleşen bir saadet hissi şimdi, mevcut fakat erişilmez bir şey gibi.
Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var. Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var.
Kuyucaklı Yusuf benim için hem etkileyici hem de biraz ağır ilerleyen bir kitap oldu. Hikâye çok hızlı olaylarla dolu değil, daha çok karakterlerin iç dünyasına ve yaşadıkları hayata odaklanıyor. Yusuf’un küçük yaşta yaşadığı kayıplar ve sonrasında yeni bir aileye dahil olması ilk başta umut verici gibi görünse de, zamanla hayatın adaletli olmadığını sert bir şekilde gösteriyor. Özellikle Yusuf’un çok az konuşması ama içten içe her şeyi derinden yaşaması bana çok gerçekçi geldi, sanki bazı insanlar duygularını kelimelerle değil de davranışlarıyla anlatıyor gibi. Kitapta en dikkat çekici şeylerden biri de çevresindeki insanların tutumu. Bazı karakterler çok bencil ve çıkarcı davranırken, Yusuf bunun tam tersine sessiz ama güçlü bir duruş sergiliyor. Bu zıtlık da hikâyeyi daha çarpıcı yapıyor. Bazen okurken “keşke böyle olmasaydı” dedirten sahneler oluyor ama bu da kitabın gerçekçiliğini artırıyor. Yani tamamen süslü bir hikâye değil, hayatın sert tarafını gösteren bir anlatım var. Genel olarak kitap beni hem düşündürdü hem de duygusal olarak biraz yordu diyebilirim. Özellikle adalet, güç ve yalnızlık temaları aklımda kaldı.
bir kitabı okudu.
Sabahattin Ali'nin ölümle biten klasik sonlarından biri olmuş.. Aşk hikayesi denilebilecek bir ilişkinin olduğunu düşünmüyorum, aradaki yaş farkı vs.. döneminde garipsenmeyecek bir olay olsa da günümüzde kabul edilebilecek bir şey değil. Bu yüzden bana itici gelmiş olabilir..
Neydi bu mavi göğe veya sevgili bir yüze bakmayı zevk olmaktan çıkaran hisler ve üzüntüler?..

