Kelimelerin Sustuğu Yerde: İki Telle Bütün Bir Acıyı Anlatan Dombranın Efsanesi 

Tarih, bazen uzun uzun anlatımlarla, devasa ordularla ve savaşlarla değil , sadece iki telden dökülen küg ile anlatılır. Bozkırın kalbinde, rüzgarın uğultusunun ve yabani atların seslerinden başka ses olmadığı o yerde, kelimelerin yetersiz kaldığı ve dillerin sustuğu bir an vardır. İşte o anda dombranın sadece iki ince telinden çıkan küg konuşur. Bu iki telden oluşan çalgı tarihin korkulan hükümdarlarından biri olan Cengiz Han'nın otağında yürek yakan bir ezgi tınlatır.

Bozkıra Düşen Kor: Cengiz Han'nın Büyük Oğlu Joci Han’ın Ölümü

Cengiz Han'nın en sevgili ve en büyük oğlu Joci Han (Cuci Han) avlanmayı seven, güçlü ve yiğit bir zavaşçı idi. Günlerden bir gün Joci Han adamları ile birlikte sürek avlamaya çıkar. Av sırasında karşılarına yabani bir at sürüsünü çıkar. At sürüsünü başında ise adı “Aksak Kulan” olan hırçın ve bir ayağı topal olan bir lider at vardır. 

Joci Han Aksak Kulan'ı avlamak için peşine düşer ama hırçın ve yaralı olan at canını korumak için Joci Han'a saldırır. Atın çifteleri Joci Han'ın attan düşmesine sebep olur ve Joci Han orada can verir. 

Cengiz Han avdan dönemeyen oğlunu günlerce arar ama bir türlü bulamaz. Joci Han'ın ölüm haberi de henüz saraya ulaşmamıştır. Cengiz Han öfke ve içindeki kötü bir his ile bir ferman çıkartır. Fermanda;

“Kim bana oğlumun ölümü ile ilgili kara haber getirirse, onun boğazından aşağı erimiş kurşun dökeceğim!” 

Bir süre sonra oğlunun öldüğü anlaşılır ama kimse fermandan dolayı Cengiz Han'a bu haberi vermeye cesaret edemez. Bir kişi dışında ve o kişi Cengiz Han'nın oğlunun öldüğüne şahit olan tek kişi yani Ketbuga (Ulug Cırlav ya da Bilge dombracı). 

Ketbuga sarayın sevilen ve sayılan bir bilgesidir. Cengiz Han'nın bu acısına ve çaresizliğine daha fazla dayanamaz ve Cengiz Han'a haberi vermek ister. Cengiz Han'nın huzuruna çıkar  ve  “Ulu Han'ım, ben sana tek bir kelime bile etmeyeceğim. Dilim susacak, ama bırakın dombram konuşsun size haberi o versin.” der. Cengiz Han izin verir ve Ketbuga dombrasını çalmaya başlar.

Ketbuga öyle bir küg çalar ki çaldığı küg adete canlanır. Söylenmekten korkulan her söz dombradan bir küg olarak çıkar. Rüzgarın sesi, vahşi at sürüsünün sesleri, Aksak Kulan'ın öfkesi ve bir gencin attan düşüp öldüğü o acı feryat ve yürek yakan kor sadece  iki telden dökülür. 

Müziğin derinliği ve feryadı karşısında acı haberi alan Cengiz Han öfke ve acı ile haykırı;

“Yeter! Dombran bana oğlumun ölümünü anlattı. Jocim ölmüş anladım.” der.

Ardından fermanı hatırlatır;

“Bana oğlumun ölüm haberini getirenin boğazından aşağı erimiş kurşun dökeceğimi söyledim. Derhal Ferman yerine getirilsin” der. Ketbuga itiraz eder; “Han'ım size acı haberi ben değil dombram söyledi. Kurşun dökülmesi gereken odur.” der ve dombrasını isteksizce askerlere verir.

Cengiz Han ise ;

“ Bana acı haberi getirenin boğazından aşağı erimiş kurşun dökeceğimi söyledim ama bana acı haberi bu iki telli çalgı getirdi. O halde ceza onundur!”der.

Bunun üzerine askerler Cengiz Han'nın emri ile dombranın gövdesine kurşun dökerler. Dombranın gövdesindeki o küçük delik ve tellerin çıkardığı hüzünlü, yanık ses dökülen kurşundan ve bir acıdan miras kalmıştır. 

Bir diğer söylenişe göre gövdesi tek parçadan oluşan dombranın ortasındaki o küçük delik dökülen kızgın kurşunun izidir ve Cengiz Han'nın acısını simgeler.

Efsaneye göre dombrada bulunan iki telden biri hakikati bir diğer tel ise Cengiz Han'ın acısını simgelemektedir.

Bugün bir dombıranın tellerinden yükselen o hızlı ve ritmik kügleri duyduğunuzda, sadece bir ezgi dinlemezsiniz. O ezgilerde, Moğolistan bozkırlarında koşan atların seslerini, bir babanın Ceniz Han'ın kelimelere sığmayan evlat acısını ve ortağına düşen o kor ateşi dinlersiniz.