İnsan, hata yapabilen tek varlık değildir; fakat yaptığı hatayı haklı göstermeye çalışan belki de tek varlıktır. Bir yanlışı kabul etmek yerine onu açıklamaya çalışır, bir kusurunu düzeltmek yerine onu savunur. 

 

Dışarıdan bakıldığında bu davranış basit bir inat gibi görünse de, aslında insanın en derin korkularından birine dayanır: Kusurlu olduğunu kabul etme korkusuna. Bir hata yalnızca yanlış bir davranış değildir. Çoğu zaman insanın kendisi hakkında kurduğu "iyi insan", "doğru düşünen insan" ya da "başarılı insan" imajını da sarsar. Bu yüzden kişi, yaptığı yanlışı kabul ettiğinde sadece bir davranışını değil, benliğine dair oluşturduğu algıyı da sorgulamak zorunda kalır. İşte bu nedenle savunma, gerçeği aramaktan daha kolay gelir. Haklı çıkma arzusu, ilişkileri sessizce yıpratır. Bir tartışmada amaç gerçeği bulmak olmaktan çıkar, kazanmak hâline gelir. 

 

O andan itibaren kelimeler anlam taşımak yerine silaha dönüşür. İnsan dinlemek için değil, cevap vermek için bekler. Böylece iki taraf da konuşur; fakat kimse birbirini gerçekten duymaz. Oysa hata, insanın değerini azaltan bir leke değildir. Asıl değer, o hatayla kurduğu ilişkide ortaya çıkar. Yanıldığını kabul edebilen kişi yalnızca alçakgönüllülük göstermez; aynı zamanda öğrenmeye açık olduğunu da kanıtlar. Çünkü gelişim, kusursuz insanların değil, eksiklerini görebilen insanların yolculuğudur. Ne var ki modern yaşam, haklı görünmeyi haklı olmaktan daha önemli hâle getirebilir. İnsanlar çoğu zaman fikirlerini değiştirmeyi zayıflık, özür dilemeyi yenilgi olarak görür. Oysa düşüncesini yeni bilgiler ışığında değiştirebilen biri tutarsız değil, yaşayan bir zihne sahiptir. Değişmeyen fikirler bazen sağlamlığı değil, yalnızca korkuyu gizler.


Belki de insanın en büyük cesareti, başkalarına karşı değil, kendi benliğine karşı dürüst olabilmesidir. Çünkü insanın en zor söylediği cümle, "Yanılmışım." cümlesidir. Bu iki kelime, gururun kaybettiği; fakat karakterin kazandığı bir andır. Sonuç olarak insan, hatalarını savunduğu ölçüde kendisini koruduğunu sanır; oysa gerçekte değişme imkânını kaybeder. Haklı çıkmak geçici bir tatmin sağlayabilir, fakat hakikate yaklaşmak insanı olgunlaştırır. Belki de gerçek bilgelik, her zaman doğru konuşmakta değil; gerektiğinde yanlışını kabul edebilecek kadar güçlü olabilmektedir.