@polatchrmm202•3 gün önce
İnsan insana şifa ve sığınaktır.

Zaman da alışmayı öğretir, Unutmayı değil.
İnsan insana şifa ve sığınaktır.
“Artık büyük beklentilerim yok. Yalnızca dünyayı susturup biraz kitap okumak istiyorum.”
"Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât, Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde.."
Düşünüyorum'da biz büyüyerek çocuk'luk etmişiz ..
"Canını sıkma, zorluğun arkası kolaylıktır. Herşeyin bir vakti ve takdiri vardır. Takdir sahibi bizim halimizi biliyor. Bizim takdirimizin üstünde Allah'ın takdiri vardır..." 🍃🦋🍃🌾
3: Âl-i İmrân Suresi 8. Ayet. (Onlar şöyle yakarırlar) Rab’bimiz! Biz hidayete erdikten sonra, kalplerimizi pekiştir (onları) eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Şüphesiz ki sen ihsan edicisin.
2. Bakara, 45. ayet: Sabır ve salatla yardım isteyin. Kuşkusuz bu içtenlikle itaat edenlerden başkasına ağır gelir.
Birbirinizin gizli taraflarınızı araştırmayın…” (Hucurat, 12)
Allah her şeyi kuşatmıştır. ( Fussilet 54)
Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.“ ( el-A’raf, 205)
Bunlar iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikri ile mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikri ile tatmin olur.“ (Rad, 28)
Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki dertlere bir şifa, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet gelmiştir. Yunus Suresi, 57. Ayet:
‘’ Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum ‘’... ya da: ‘’ Sizin alınız al inandım Morunuz mor inandım Tanrınız büyük amenna Şiriniz adamakıllı şiir Dumanı da caba Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız ‘’
Karayı kaldırın mavi koyun umudumu yitirmedim Beni çağırın gülümserken uykunun bir yerinde Eliniz beyazken uzatın isterim Karayı kaldırın sevgi koyun umudumu yitirmedim Ben ışıklar konfetler bayramlar istemem Uzanmışım gölgeliğe bir başıma Şu uzaktan tükenmez yalnızlıktan İçten içe ürküyorum ama Böyle de iyiyim
Sen miydin o, yalnızlığın mıydı yoksa Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi Dilimizde akşamdan kalma bir küfür Salonlar piyasalar sanat-sevicileri Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni Yakanda bir amonyak çiçeği Yalnızlığım benim sidikli kontesim Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Henüz vakit varken, gülüm, Paris yanıp yıkılmadan, henüz vakit varken, gülüm, yüreğim dalındayken henüz, ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri Volter Rıhtımı’nda dayayıp seni duvara öpmeliyim ağzından sonra dönüp yüzümüzü Notrdam’a çiçeğini seyretmeliyiz onun, birden bana sarılmalısın, gülüm, korkudan, hayretten, sevinçten ve de sessiz sessiz ağlamalısın, yıldızlar da çiselemeli incecikten bir yağmurla karışarak.
Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi Büyük bahçelerin küçük içinde Saksılardan birinde Gördüm de Uyurken uyandırılmış gibi Beni bir sardunya büyüttü belki. O ben ki Bir kadında bir çocuk hayaleti mi Bir çocukta bir kadın hayaleti mi Yalnızca bir hayalet mi yoksa. …
Bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır. Rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır. Burda insan duman gibi genişler, büyür. Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür. Buralarda her düşünce sona yakındır, Burda her şey bizden uzak, ‘O’ na yakındır. Burda yoktur insanların düşündükleri, Rüzgâr siler kafalardan küçüklükleri. Yanağıma çarpar geniş kanatlarını, Ve anlatır mabutların hayatlarını. Ara sıra kulağını bana verdi mi, Ben de ona anlatırım kendi derdimi. …
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz; Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun.