@iktiba•217 gün önce
İşbu söze Hak tanıktır, Bu can gövdeye konuktur, Bir gün ola çıka gide, Kafesten kuş uçmuş gibi.

Aslında bir kahve fincanının değil, muhataba söylenen her bir sözün hatırı kalır insanın yüreğinde. Çünkü, hitap muhataba biçilen kıymettir… Mamafih, Mürekkebin izi, Sözün Âlî (Yüce) olan hatrına düşülen bir kayıttır.
İşbu söze Hak tanıktır, Bu can gövdeye konuktur, Bir gün ola çıka gide, Kafesten kuş uçmuş gibi.
“güneş yattı pusuya ay düştü kuyuya, zifirî karanlık, dipsiz aydınlık, istediğin kadar bağır, toprağın kulağı sağır, dolap kırık, su bulanık, kovada kir, tadı zehir, gelip geçer her kafile, yusuf değilsen nafile”
Hayırlı olanı kolay eyle ya Rabbi !
Ne menzil yakın, ne vuslat müyesser, Gönül deryasında hicran yol olur. Bir nâra döner hasretin içimde, Gözyaşım billur, âhım gül olur.
Dünyadan ebedilik isteme Kendisinde yok ki sana versin.
Elhamdülillâh alâ külli hâl. Her halimiz için Allah’a hamd olsun.
"Sanma her ilme varan talip olur Sanma her talip olan alim olur Ademin binde biri alim olup Nice yüz binde biri kamil olur"
Şişenin rengi güzel diye insan zehir içer mi ? İşte bu dünya hali böyledir ..
Umudum var çünkü yarınlar Allah’ındır.. . .
Bir yanım karanlığa alıştı, diğer yanım hâlâ güneşi bekliyor. Ve ikisi de benim ..
Asma bahçelerinde dolaşan güzelleri buhtunnasır put yaptı ben ki zamansız bahçeleri kucakladım güzeller bende kaldı ibrâhîm gönlümü put sanıp da kıran kim
Ne mutlu adı sanı bilinmeyene İpeklere, kürklere bürünmeyene Anka gibi iki dünyadan da geçip Bu viranede baykuşa dönmeyene.
"Artık ne kar yağar, ne ben üşürüm Ne saçlarımı dağıtır rüzgar Sağ iken bir günde bin kez ölürdüm, Şimdi ölüm yoktur, ölümsüzlük var..." Abdurrahim Karakoç
Bütün dünya benim olsa gamım gitmez nedendir bu? Tâ ezelden gam türâbiyle yoğrulmuş bir bedendir bu! Gelen gider, giden gelmez, iki kapulu handır bu! Sakın insafı terk etme, makâm-ı imtihandır bu!
Nereye gidersen git, heybene gönül doldur. Bir kovanı parçalama bir parmak acı Bal niyetine.
Küf tutmaz elmastır aslımız bizim Olur olmaz sarraf anlamaz bizi.
"Yara bandıyla, Koşu bandı arasında gidip geliyoruz.. Yaralarımız kabuğa, Ayaklarımız toprağa hasret.. Hızla yaşlanırken, Hayat kapağı açık kalmış kolonya şişesi gibiyken, Odanın bir ucuna oturmuşuz, Gençliğimizin buharlaşan esansını kokluyoruz.. Yeni dünya dedikleri bu olsa gerek: Organik ekmek, Organik yumurta, Organik yoğurt.. Köyümüze gitmek yerine, Milyonluk şehirlere köyü getirmeye çalışıyoruz.. Yakında marketlerde yerini alır mı bilmem; ‘Dert dinleyen dost’ ‘Kin gütmeyen arkadaş’ ‘Satmayan organik yoldaş’ ‘Gezen insan çocuğu’ ‘Hayırlı evlat mayası’ Belli mi olur, on sene sonra, Belki organik insan alıyor oluruz.. Demem o ki; Hep çok yoğun Hep çok yorgunuz.. Köy uzakta, Şehir kalabalıkta, Dostlarımızın nesli azalmakta..”
Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır… . .
Kurbağayı koltuğa da oturtsan, O, yine çamura atlar. Çöplükte yaşamak isteyene, gül bahçende yer verme ..
"Kafesi kırılacak diye ağlıyordu kuş. Bilmiyor ki, kanatları var... Sâhi, Dünya bu ya; Yanmadan dönülmez, ölmeden görülmez..."