@Esleem52•249 gün önce
• Fyodor Dostoyevski: “İnsanın en büyük arzusu özgürlüktür; ama özgürlük çoğu kez en çok korktuğu şeydir.”
Yorum yap
114

Kuş uçtukça genişliyor gökyüzü...
• Fyodor Dostoyevski: “İnsanın en büyük arzusu özgürlüktür; ama özgürlük çoğu kez en çok korktuğu şeydir.”
Sana Doğru Yürüyen Gölgem Yorgun bir akşamın içinden geçiyorum, Adını taşıyan rüzgâr yüzüme çarpıyor yine. Bir zamanlar kalbime sığmayan o sıcaklık, Şimdi göğsümde ağır bir taş gibi dinleniyor sessizce. Sana doğru yürüyen gölgem bile titriyor artık, Çünkü senin olduğun yere varınca Kendi boşluğuyla karşılaşacağını biliyor. Ben de biliyorum… Yine de adımlarımı geri dönemeyen bir kader yönetiyor. Aşkımız, yarım kalmış bir cümlenin içindeki Eksik kelime gibi duruyor zihnimde. Söylesem kırılacağım, söylemesem solacağım; Ve sen, hiçbir şey olmamış gibi Gözlerimin içine bakmadan geçip gidiyorsun. Anlıyorum; Bazı insanlar birbirini çok sever, Ama zaman, ikisini aynı anda sevmez. Biz de öyle kaldık işte: Sen zamana sığdın, ben sana. Yine de bil; Ayrılık, seni benden alamadı. Sadece yanımda duran yerini boşalttı. Kalbimdeki yerin hâlâ sana ait— Ve ben, o boşluğu korumaktan hiç vazgeçmedim.
Şiirlerimi beğeniyor musunuz
"Yokluğunu fark etmediğimiz şeylere nedendir isteğimiz?" ...
"Bir çift göze aşık olursun,sonra bütün gözlere kör..." Cemal Süreya
"Okyanusta ölmez de insan,gider bir kaşık sevdada boğulur..." -Cemal Süreya 🌊
Sins of the Father, gerçek bir trajediye dayanan ağır temayı duygusal bir aile çatışmasıyla birleştiren, oyunculukları güçlü ama yapım olarak sınırlı bir TV filmi. Etkileyici ve düşündürücü bir hikâye sunuyor; özellikle vicdan, adalet ve geçmişle yüzleşme temalarında derinlik yakalıyor. Ancak sinematografi ve dramatik yapı açısından zaman zaman zayıf kalabiliyor. Sonuç olarak, tarihsel ve toplumsal içerikli dramları sevenler için değerli ama sinemasal olarak sınırlı bir yapım.
Ait olduğun yeri ararken ait olmadığın kaç yerde azaldın, Rüzgâra bıraktığın kaç adım geri döndü sessizce? Hangi kapılar açılmadı sana, hangi aynalar yüzünü tanımadı? Ve sen, kaç gölgede eksilip kaç ışıkta fazlalaştın bilinmeden? Bir yol vardı yürüdüğün— Toprağı kendinden ağır, gölgesi senden uzun… Her adımda biraz daha soyunuyordu kalbin, Bir büyüyüp bir küçülüyordu varlığın, Sığamadığın her yerde biraz daha genişliyordun aslında. Bir şehir geçiyordu içinden, Sen fark etmeden; sen olmadan da akıyordu zaman… Kalabalıkların ortasında yapayalnız bırakan o duygu, Kendi sesini bile yabancılaştıran o derin boşluk Omzuna ilişip duruyordu durmadan. Sonra öğrendin: Ait olmak bir mekân değil, bir anlama biçimidir. Kimin gözünde çoğaldığını, Kimin dilinde sustuğunu, Kimin yüreğinde tamamlandığını bulmakla ilgilidir. Ve bir gün, Koşmaktan yorulduğun bir akşamüstü, Adını bilmediğin bir sessizlikte durup geriye baktın. Azaldığın tüm yerler, Sana aslında kim olmadığını öğreten birer işaretmiş. Şimdi biliyorsun: Ait olduğun yer, seni eksiltmeyen yerdir. Orada nefes bile daha yumuşak, Zaman daha sabırlı, Gölgen bile senden kaçmaz. Ve sen, Azaldığını sandığın her yerde çoğalmayı öğrendin sonunda… --- Şiirlerim arasından...
"Yine yırtık cebime koymuşum umudu..." F. Dostoyevski
"Şuan yanımda olmanı isterdim. Ama değilsin. Sen oradasın; Ve orası ne kadar şanslı olduğunu bilmiyor." -Nazım Hikmet-
Gece İle Konuşan Mıydı Düşünce? I. Gece, göğün derin bir yarığıydı ve ben o yarığın kenarında kendi adımı unutan bir yankı gibi duruyordum. Her sessizlik, başka bir karanlığın kapısıydı ve kapılar aralandıkça içimde duran o eski, tozlu düşünce bir kuş kanadı gibi titriyordu. Bir anlığına, zamanın kendini dinlediğini duydum. Kendi göğsünde atan nabzını ölçüyor gibiydi. Zamanın gölgesine dokundum: Soğuktu. Belki de geçmişin dokunamadığım bir yerinde hala üşüyordum ben. II. Bir düşünce çıktı yoluma — ne bana aitti ne de evrene. Kimsesiz bir çocuk gibi titriyordu: "Anlam, susmanın uzun bir kıyısıdır." O an sesimin neden bu kadar ağır olduğunu anladım. Konuşmak, düşüncenin kanatlarını kesmek gibiydi ve ben çok kez kestim kendimi. Gökyüzü, mavi olmaktan sıkılmıştı o gece. Karanlık, kendi rengini unutmuştu. Geriye sadece bir boşluk kalmıştı: hiçliğin kalbine konan küçük bir soluk. O soluk benimdi. Belki de varlık dediğimiz şey, hiçliğin bizi kısa bir anlığına giymesiydi. III. Yoluma taşlar döküldü, her biri bir soru işareti gibi eğri büğrüydü. Kimi “nereden?” dedi; kimi “kime?” ben ise hepsini yanlış anlayarak yürüdüm. Yanlış anlamak bazen korunaktır, çünkü doğrular insanı çıplak bırakır soğuk bir hakikatin ortasında. Bir kayanın gölgesine oturdum. Gölge konuştu: "İnsan, düşerken büyür." Sonra ekledi: "Çünkü gökyüzü, yüksekte duranların değil, düşmekten vazgeçmeyenlerin hatırına açılır." O an anladım ki varlık bir merdivendi ama basamakları insan indikçe çoğalıyordu. IV. Bir nehir akıyordu uzakta. Suyun sesi yoktu; çünkü bazı akışlar sessizlikten yapılır. Ben nehre bir soru attım: “Ben kimim?” Nehir, dalgalarına kıyamayıp sorumu ikiye bölerek geri verdi: "Sen kimsin?" İki kelime, iki uçurum. Cevap veremedim. Kendini bilmek, kendinden geçmekti belki de. Bir ayna buldum sonra — çatlak, yorgun, bana benzeyen. Kendime baktım ama gördüğüm kişi beni göremiyordu. Ayna dedi ki: “İnsan kendini tanırsa, kırılır.” Ve ben, kırılmaktan korkmadığımı fark ettim ama tamamen görünmekten korkuyordum. V. Gökyüzünden bir yıldız koptu. Çok uzaktı ama sesi yakındı: hüzünlü, ince bir bıçak gibi. "Her düşüş bir çağrıdır," dedi yıldız. "Her parlayış bir vedadır." Ben de ona sordum: “Neden düştün?” "Dokunulmak istedim,” dedi. “Parlamak, çok yalnız bir eylemdir.” Ve o anda öğrendim: Yalnızlık gökte doğar, yeryüzünde sadece büyür. VI. Sabahın ilk çizgisi, ufukta ince bir yara gibi açıldığında gecenin bütün sözleri birer birer omuzlarımdan yere düştü. Her biri ağırdı, taş kadar ağır. Birini elime aldım: üzerinde şunlar yazıyordu: "Gerçek, insanın taşıyamadığı ağırlığın adıdır." Sonra yavaşça yürümeye başladım. Her adımda evren küçülüyor, ben büyüyordum. Ve anladım ki büyümek, dünyayı değil kendi sınırlarını aşmaktır. VII. Sonunda bir rüzgar dokundu yüzüme. Ne soğuktu ne sıcak, yalnızca yakıcıydı. Rüzgar dedi ki: “İnsan, aradığı hakikati bulmaz; hakikat, hazır olanı bulur.” O an durdum. Hazır mıydım bilmiyordum. Belki hiçbir zaman olmayacaktım. Ama yürümek, bilmemekle başlıyordu. Ve ben bir adıma daha güç verdim. VIII. Güneş doğduğunda ben hala gecenin içindeydim. Çünkü insan ışığa her zaman geç ulaşır. Güneş içime baktı, ben ona bakamadım. Ama bir ses bıraktı ardında: “İçindeki karanlıktan utanç duyma; ışığın yolu hep oradan geçer.” Ve ben, kendi gölgemin elinden tutarak bir kez daha yeryüzüne indim. Artık biliyordum: Varlık bir cümle değil, bitmeyen bir arayıştı. Ve insan, kendi sorularıyla yürüyen uzun bir sessizlikti. Geçen sene canım sıkkın iken yazdığım, kapağının üstünde Latince yazıların yazdığı defterimden...
--- Gölgesini Yitiren Akşam Bir akşamın omzunda duruyor şimdi kalbim; Işığı eksilmiş bir şehrin, Kendi sesine yabancı sokaklarında. Her köşe başında yarım kalmış bir ihtimal, Her adımda içime çöken sessiz bir sızı var. Zaman, avuç içimde kırılmış bir cam gibi— Tutmaya çalıştıkça kanatıyor beni. Anlıyorum ki bazı acılar büyümek için değil, Sadece hatırlamak için verilmiş insana. Ve bazı yüzler, unutulmadıkları için değil, İçimizde eksik kaldıkları için uzun yaşar. Gözlerim ufka takılıyor yine; Ne bir umut arıyorum orada, Ne de bir dönüş yolu. Sadece, çökmekte olan günün Son ışığında kendimi fark ediyorum: Bir şeyleri fazla sevmekten yorulmuş, Ve hiçbir şeyin tam olmadığı bir dünyanın Kırılgan bir misafiri olduğumu. Belki de bütün mesele bu— Gitmeyenlerin değil, Hiç gelmeyenlerin bıraktığı gölgede Kendine yer bulmaya çalışmak. --- Paylaştığım 2. şiirim. Umarım beğenirsiniz.
Lütfen en son paylaştığım şiirimi okur musunuz? Yorumlarınızı ve eksik gördüğünüz yanlarımı bana bildiriniz. Başka bakış açılarından kendimi görmek isterim🌺
Rabb'inin her şeye şahit olması yetmez mi? Fussilet Suresi,41/53
"Çiziyorum havaya dünyamı bir çiçekle. Ve hayran bakıyorum bu rüya gibi şekle." Fazıl Hüsnü Dağlarca 🌸
♥️ Derinimde yaram var bence saklayamadım, Rüzgârın omzumda bıraktığı eski ses gibi, Kırıldıkça çoğalan bir yankıyı taşıdım, Gözlerimde gizlenen yağmurun nefesi. Derinimde yaram var, kimseye söyleyemedim, Kelimeler boğazımda düğümlenip ağırlaştı, Geçmişin aynasında kendimi izleyemedim, Bir gölge, bir anı, bir düş hep beni sarstı. Derinimde yaram var, adımlarımda izleri, Toprağa düşen her düşünce bir parçamı aldı, Göğsümde çarpan kuşun kırıkça atan dizleri, Sessizliğin koynunda günden güne daraldı. Derinimde yaram var, ama büyüdüm belki de, Her acı kendi yolunu çizdi içimde usulca, Karanlıktan geçerken bile tutundum kendime, Bir ışık bulur insan, en dipsiz sancıda. Derinimde yaram var, bazen yeniden sızlar, Zamanın dokunuşu bile yetmez onu uyutmaya, Bir hatıranın kıyısında durur ve ıslanır, Geçmeyen bir hüzün gibi çöker akşamlara. Derinimde yaram var, adı kayıp bir masal, Ne başlangıcı belli ne de sonu okunan, Kalbimin içinde dolaşan sessiz bir kışsal, Her nefeste biraz daha içime dokunan. Derinimde yaram var, ama öğreniyorum artık, Her iz bir öğretidir, her gölge bir hatırlatma, Kırıldıkça çoğalan yanım da bana aittir artık, Yaralarla yürümek bile bir tür hayatta kalma. Derinimde yaram var, belki de beni ben kılan, Hüzünle birleşen sabrım, karanlığa direnmiş sesim, Belki tam da bu yüzden kaybolurken bile bir an, Göğsümde sakladığım o ince ışığı hissederim. ___ Farkedilmeyeceğini düşündüğüm şiirlerimi paylaşıyorum🌸 Destek olursanız sevinirim
"Bazen rüzgarın saçımı dağıtmasına, Yağmurun yüzümü ıslatmasına, Birilerinin kalbimi kırmasına izin veririm sonra: Saçımı toplarım, Şemsiyemi açarım, Kalbimi kapatırım. Hepsi bu. -Can Yücel
"En zor savaş kafanda bildiklerinle,kalbinde hissettiklerin arasındadır." Cemal Süreya
"Huzur ancak gökyüzündedir. Biz ise yeryüzündeyiz." 🌸 William Shakespeare
"Sevmek ve beklemek aynı şey değildir. Herkes sever ama herkes bekleyemez..." F. Dostoyevski