Hicaz, Balkanlar, Galiçya Çanakkale ve Kafkas cephelerinde senelerce çarpışan, memleketlerine dönemeyen veya döndüklerinde neyle karşılaşacaklarını bilemeyen askerlerin hikâyelerini çokça dinledik. Bunlar köy evlerinin, köy kahvehanelerinin sık anlatılan öyküleriydi. Hamza’nın hikâyesi de bunlardan biridir. 1912 yılında Küre Dağları’nda bir köyde başlayan öyküsü, babası Yunus’un serüvenleriyle zaman zaman daha geri tarihlere gidiyor. Bazen de günümüze dönük bağlantılar kuruluyor. Nigar ile Hamza’nın aşkı ise zamana ve mesafelere hiç aldırış etmeden sağlam kalmaya devam ediyor. Romanımızın kahramanları, çekilen sıkıntılara rağmen manevi merhaleler atlayan, devamlı öğrenen ve ruhsal olgunluğa ulaşmaya çalışan kişiliklere sahiptirler. Bu hikâye savaşlarla, ayrılıklarla, sabır ve tevekkülle devam edip dururken bir yandan da çağlar değişmekte, Osmanlı Devleti dağılmakta, yeni bir devlet kurulmakta ve yeni bir yaşama geçilmektedir. Roman aynı zamanda mecazi olan aşktan, hakiki olan aşka, yani Allah aşkına seyahatin ve yönelişin bir hikâyesidir.