"Dolmuşun orta koltuğuna oturmuş giderken gelip geçen araçları seyrediyorum. Arabalar gıcır gıcır. Yollar, evler yepyeni. Şehirler büyürken insanlar küçük kalıyor. Hayır, fiziksel bir görünümden bahsetmiyorum. İnsanın ruhu küçülüyor, ruhu. Hani evren çok genişti, genişledikçe genişlemeye devam ediyordu. Peki, hani insan küçük bir evrendi; hani her şey ama her şey sığabiliyordu içine. Oysa ne biz kentlere sığabiliyoruz ne de kentler bize. İçimizde büyüdükçe büyüyen öyle bir yalnızlık var ki geriye hiçbir yer bırakmıyor. Susmaya devam ettikçe de yanardağ gibi her an patlamaya hazırlıyor insanı. Ancak lavlar sadece dışarıya akmaz." Her şeyin bir zamanı var. Ve zaman en beklenmedik anda kapımızı çalar. Yaşananlar geleceğimize etki ettiği kadar geçmişimizi de değiştirir. Çünkü geçmiş nasıl hatırladığımıza bağlıdır.