İnsanı evrelere, aklı süreçlere, tarihi bölümlere, bilgiyi türlere göre ayırarak elde ettiğimiz tecrübeleri, acının, mutsuzluğun ve ölümün karşısına yerleştirerek her anımızdan keyif almayı bekliyoruz. Oysa insanın gerçekliği, evveli unutulmuş pratikleri, yeni olan alanın, başka adlarca anılan sanrılarında kendini dışa vurmaktadır. Kaçmak, gelişmek veya değişim gibi olgularda anlam taşıyan zaman, kendini bir başka mefhumun nedenselliğinde yaratacak kadar muhtaçlık barındırmaz. Bundandır ki kimi varlık alanları dondurulmuş gerçekliği hatırlatmak üzere, düzenli olarak soğuk ve ayrık tutulur. Ancak böyle bir hâlin dışlanma veya yok sayılma şeklinde anlaşılması büyük hata olur. Keza canlı, canlı olmaklığını, güvenli sahalar yaratmasına borçludur. Benzeri mekânları, titiz bir öğrencinin masası, ticaret ehlinin kazanç kapısı, kervanın haritasında gözlemlemek pekâlâ mümkündür. Bugünü yarına bağlayabilme kudretini, dünü koruyabilme kuvvetinde görmek, ayıplanacak değil, anlaşılması gereken bir ilkedir. Buradan hareketle ilkenin kaynağı ve yaşamın karşılığı bir anıştırmadan ibarettir.