Masallarda olduğu gibi oldu: Günler günleri kovaladı. Kadın o kadar uzun süredir bir başınaydı ki, dünyada türdeşlerinin olduğunu neredeyse unutmuştu. Bu sebeple bir dağın müsamahalı zirvesini aşıp eteklerinde mezar taşları gördüğünde ürperdi. Sırtına iplerle bağlanmış ve varlıklarına iyice inanmaya başladığı kanatlarını o zirvede kaybetti. İpler inceydi, kanatlarsa sahte. Hem hayâl kırıklığıydı bu hem de bir umut. Bu ikilem ona yolunu getiriyordu. Onca kitaptan, yolculuktan ve büyüden sonra bile hâlâ inanmadığı bazı şeyler vardı. Ne de olsa bir insandı. Bu adi gerçeği unutup dursa da...