Utanç verici olayların yaşanıp boğazların düğümlendiği bir yerde sesini çıkarmak bile utanç vericiyken utandırılmak korkusuyla eylemsiz kalan insanın içinden sadece hüsranla dolu bir utanç geçiyor. Hikâyemizde bulduğumuz garip gerçeklerin etrafımızda da yaşanabiliyor olması ihtimali bile bize uzak gelirken aslında böyle şeylerin gayet olabileceğini bir yanımızın da biliyor oluşu bizi dehşete düşürüyor. Fakat “elimizden bir şey gelmiyor” diyerek susarken de aynı şeyler sürekli olmaya devam ediyor. Çünkü kimse doğru soruyu sormuyor, hatta “Neden?” bile demiyor. Sadece bir şeyler oluyor ve o şeyler hep olmuş diye olmasını normal bir şeymiş gibi görüyoruz. Bununla savaşan ana karakterimizin verdiği içsel savaşı okuyunca bunun nasıl bir şey olduğunu anlıyoruz. Son sayfalarda beyninde çakan bir ışıkla hayatının tam zıttı bir yöne doğru ilerlediğini gördüğümüz ana karakterimizin yanılgılar dünyasında bir yanılgının yanılgısını yaşadığını görüyoruz.