Yaşam, bir başka yaşam için feda edildiğinde, ağır ağır harcandığında yahut o yaşamla bir edildiğinde daha bir anlam kazanır. İnsan, bu âleme ayak bastığı ilk andan itibaren kaderini başka kaderlerle düğümlemiş ve çözülmesi mümkün olmayan ilmekler atmıştır. Âdem, olmak için senelerce Havva’yı aramış, Kâbil ise Hâbil’i öldürürken gözünü dahi kırpmamıştır. Yaşamış, yaşamak için yaşatmış, yaşamak için öldürmüştür. Karılan ilk çamurdan beri süregelen bu döngü, belki de en büyük gerçeklik halini almıştır. Yaşa ve öl! Dörtte üçü su iken dörtte dördü hikâyeden ibaret olan bu âlemde bir hikâyeye kahraman olup yaşadıysak artık ölme vakti. Kim ya da ne için öldüğünüze ise mutlaka değmeli!