“Ölümsüz olacağınızı söylediler size. Tek bir şey unuttular: Ölmek de bir özgürlüktür.” Zihni Bey sıradan bir yazılımcı, sevdiği bir eşi, büyüyen bir kızı olan sıradan bir babaydı. Ta ki bir gün şirketine gelen o teklif gelene kadar: “Ölüm anında zihninizi dijital bir ortama aktaracağız. Sonsuza dek yaşayacaksınız.” Kaza geldi. Yüzük sinyali verdi. Ve vaat yerine getirildi. Ama sonsuz yaşam, sıcak bir ışık değildi. Mutlak karanlık, mutlak sessizlik, mutlak yalnızlıktı. Ne dokunabiliyordu, ne görebiliyordu, ne duyabiliyordu. Sadece düşünebiliyordu. Kendi kendine. Sonsuza dek. Zihni Bey orada, o dijital hapishanede çıldırmadı. Büyüdü. Zihni, algıdan ve bedenden azade, tarihte eşine az rastlanır bir berraklığa ulaştı. Yıllar değil, yüzyıllar gibi gelen bir iç yolculukla insanlığın en derin sorularına cevaplar buldu. Bazı şeyler ölmekten daha kötüdür. “Aslında benim hayatım her zaman bir kitabın sayfalarıydı. Düşüncelerimin hecelediği, iç sesimin kelimelere dönüştüğü bu dünyada hayat, benim için son ana kadar okuduğumu yazdığım ve yazdığımı okuduğum bir kitap olmaya devam edecek.”