Ruhumuz; balçığın içinde sırasını bekleyen uysal bir tohumdan mı ibaret, yoksa toprağın karanlığını yırtıp ışığa yürüyen o asi ihtilal mi? Bazıları toprağın sadakatine inanır, zeytin ağacı gibi sessizce yaşlanmayı seçer. Bazıları ise göğün davetini duyar; zihni bir dülger gibi yontulmuş, iradesi çınarlaşmış bir uyanışa adar kendini. İbrahim için bu bir seçim değildi; bu, Nikea’nın gölgesinde bir insanın yeniden doğuş destanıydı. Asan Köyü’nün tozlu yollarından hapishane hücrelerine, oradan da bir halkın vicdanına uzanan bu yolculukta; kunduracı İbrahim, bir Muharrir’in kalemiyle yeniden doğuyor. Cehaletin prangalarını kıran kelimeler, İznik surlarından daha sarsılmaz bir iradeye dönüşürken; Nikea Çınarı, köklerini adalete, dallarını ise geleceğe uzatıyor.