“Ah.” Çünkü bazen bir roman, sadece bu kelimeyle başlar. Bir insanın içinden değil, bir nefesin içinden doğar. Ali ile Derdo’nun hikâyesi, bir Ege kasabasının sessiz kıyısında başlar — ama orada kalmaz. Birinin sesi yoktur, ötekinin vicdanı susmaz. İkisinin arasında yankılanan “ah”, hem bir suçun hem bir duanın yankısı olur. Susmaktır, bir roman olmanın ötesinde, sözün tükendiği yerde nefesin başladığı bir metindir. Ferîdüddin Attâr’ın kuşları, Galip Dede’nin âşıkları, Tanpınar’ın sessiz kahramanları bu sayfalarda yeniden dolaşır; postmodern bir hikâyenin kırık aynalarında görünürler. Yazar, modern insanın “konuşarak” değil “susarak” vardığı hakikati arar. Kelimeler yetmez. Çünkü bazen anlatmak değil, susarak yazmak gerekir. “Sormaktır”la başlayan yolculuk, “Susmaktır”la devam ediyor. Her ikisi de aynı yerden nefes alıyor: kalpten.