Baba yoktu. Belki hiç olmamış kadar yoktu. Evde, masada, sandalyede yoktu. Ama tüm bu yokluğa rağmen varmış gibiydi her şeyde. Çocukların her gün özlemekten bıkmadığı tek şeydi baba. Yok iken var olandı evde kimse dillendirmese de. Anne, tüm bu yokluk içerisinde her şeye varmış gibi bir anlam katan tek şeydi. Evi ev yapan, masayı masa yapan, sandalyeyi sandalye yapan oydu. Ama duvardaki fotoğraflarda o yoktu. Duvardaki fotoğraflarda baba yoktu. Duvar yoktu. Çocuklar, yanmaya başlamış evden savrulan islerden kararmış yüzleriyle bahçeye geri döndüler. Salıncaklarına yeniden oturdular. Ayakları yere zar zor yetişiyordu. Rüzgâr, yüzlerindeki korku ifadesiyle oynaşıyor, bahçenin hemen arkasındaki ırmaktan kurbağa sesleri gelmeye devam ediyordu.