Eğer seni sevme mecburiyeti hissetmeseydim, bu uçsuz bucaksız denizi aşıp sana gelmezdim. Düşünceler arasında kaybolmuşken vapur ağır ağır iskeleye yanaştı. Tahta babalar yosun kokuyor, halat gıcırtıları martı çığlıklarına karışıyordu. İskele hengâme içindeydi. Başımı kaldırıp biraz uzaklara baktım. Geçmiş, o uzak tepelerin ardında özlemle annesini bekleyen bir çocuk gibi eşikte beni bekliyordu. Sahi, en son ne zaman gelmiştim bu küçük toprak parçasına? Çocukluğumun geçtiği Maden Mahallesi’nin begonvillerle süslü boş sokaklarında en son ne zaman koşmuştum? Hatırlayamadım.