İnsan bazen bir roman okuduğunu sanır. Oysa sayfaları çevirdikçe fark eder ki, aslında okuduğu kendi vicdanı, kendi korkuları ve kendi yalnızlığıdır. Dostoyevski, karakterlerini yalnızca bir dönemi anlatmak için yaratmadı. Onları insan ruhunun en derin yerine bıraktı. Bu yüzden aradan geçen onca yıla rağmen Raskolnikov'un vicdanı, İvan Karamazov'un zihni ve Prens Mışkin'in iyiliği hâlâ yaşamaya devam ediyor. Bu kitap, o karakterleri yeniden yorumlamak için değil, onların bugünkü dünyadaki karşılığını göstermek için yazıldı. Çünkü insan değiştiğini düşünür; şehirler büyür, teknoloji ilerler, hayat hızlanır ama insanın içindeki korkular, tutkular, kibir, merhamet ve karanlık, yüzyıllardır aynı sessizlikle varlığını sürdürür. Belki de bu kitabı okurken Dostoyevski'nin karakterlerini değil, kendinizden bugüne kadar görmezden geldiğiniz bir parçayı okuyacaksınız.