Kadına yönelik şiddet, toplumsal bir hastalık olarak süregelen karanlık bir gerçektir. Toplumda kadınlara karşı duyulan ön yargılar ve cinsiyet eşitsizliği, şiddeti normalleştiren bir zemin oluşturmaktadır. Bu durum yalnızca Elif'in trajik hikâyesini gölgede bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda birçok kadının yaşadığı travmaların derinleşmesine ve onları sesi olmayan kurbanlar hâline getirmeye sebep oluyor.Ataerkil topluluklarda erkek çocuklara atfedilen rollerin değiştirilmesine ve erkekler ile kadınların eşit bireyler olarak eğitim sisteminde yer almasına acilen ihtiyaç vardır. Ayrıca, alkol, kumar ve uyuşturucu bağımlılığı kadar tehlikeli olan kıskançlık duygusunun sebep olduğu aile içi çatışmaların ve boşanmaların artması ülke nüfusunu tehdit ederken, çocuk doğumlarında azalmaya da yol açmaktadır.Hikâyemiz, henüz yirmi iki yaşında, hayatının baharında güzeller güzeli Elif ile alkol, kumar ve uyuşturucu bağımlısı, empati duygusu gelişmemiş, despotik tavırlar sergileyen Atakan arasında geçen, gerçek bir olaydan uyarlanmıştır.