Çıldırmamak işten değil. İşin sonu sefalet, öyle de böyle de ...

Kontrbas
Patrick SüskindKoku adlı romanı çoktan kült bir eser haline gelen Patrick Süskind, bu defa notaların dünyasına girmiş: Bir kontrbasçının öyküsünü, ses tonu giderek yükselen bir monolog biçiminde anlatıyor. Kontrbas, cüssesiyle doğru orantılı olarak, müzisyenin evinde ve yaşamında büyük bir yer işgal ediyor. Kontrbas, müzisyenimizin hem dostu hem düşmanı; ondan kopamıyor ama onunla da olmuyor. Bu iri, hantal aletin altında eziliyor adeta. Önceleri, kontrbassız bir orkestranın düşünülemeyeceğini belirterek onu yüceltirken, monolog ilerledikçe, kontrbasa duyduğu nefret açığa çıkıyor. Ona göre bu enstrüman hep arka planda kalmaya mahkûm, bu nedenle çalanı da arka planda bırakıyor. Süskind’in, sanatsal yaratıcılık ile memuriyet kalıpları arasındaki çelişki, hayatı cehenneme çeviren “ne onunla ne onsuz” sevgililer gibi konuları incelikle işlediği Kontrbas, ironik, sürükleyici bir kitap.
Görüyor musunuz, ben böyleyim.
Çocuğun özgür olmaya hakkı vardır.
Goethe şöyle der: ''Müzik öyle yücedir ki hiçbir akıl sırrına eremez; müzikten, her şeye egemen olan ve kimsenin hesabını tutamayacağı bir etki yayılır.''
İnsan bir konuda ne kadar çok şey bilirse, geçerli tek bir söz bile söyleyebilmesi de o ölçüde zorlaşıyor.
Müzik insani bir şeydir. Politikanın, dünyada olup bitenin ötesinde bir şey. Bütün insanlığa özgü bir şey, diyebilirim, insan ruhunu ve insan beynini oluşturan bir temel unsur.
Kıskançlık yabancısı olduğum bir duygudur, çünkü değerimin ne olduğunu bilirim ben. Ama adalet hissim vardır.
Resmen aşağılıyordu bizimkini, bu da aşk denen mehtabın arka yüzü.
Bugün biliyoruz tabii psikanalizin tükenmiş olduğunu, psikanaliz kendisi de biliyor zaten.
Bedensel sevgi ve gülünçlük, bunlar birbirIerine ne kadar yakın, ama hiç mi hiç bir arada olmaya gelmeyen şeylerdir!
İyi olan ne varsa ölüyor, çünkü zamanın akışı iyinin karşısında.
Fıransız milleti öfkeyi sever. Bir yerlerde bir devrim havası esmeye görsün, Fransız hemen orda değil midir?

