KifidiaKifidia
Geri

Springsteen Hiçlikten Kurtar Beni

Scott Cooper
Yıl: 2025Süre: 120
TMDB6.7/ 10· 327 oy
Henüz puanlanmamış
1 paylaşım
Alıntı Ekle İnceleme Yaz

(13+): 13 yaş ve üzeri izleyici kitlesi için uygun Springsteen Hiçlikten Kurtar Beni, ünlü müzisyen Bruce Springsteen’in 1982 tarihli Nebraska albümünün yaratım sürecini konu ediyor. Bruce Springsteen, 30'lu yaşlarının başında hayatının bir dönüm noktasında bulur kendini. Beş albüm çıkardıktan sonra, 1982'de müzikal başarı çoktan gelmiştit. En azından Amerika Birleşik Devletleri'nde, uzun zamandır listelerde yer alan birkaç hit şarkıyla tanınan bir rock yıldızıydı, ancak hayatın güneşli tarafında değildi; tam tersine, Springsteen depresyonla ve bir sürü iç şeytanla mücadele ediyordu. Bu mücadeleyi sanatıyla atlatmaya karar verdi. Böylece, dört kanallı basit bir kayıt cihazıyla yatak odasına kapandı ve hem kendisi hem de sonunda "Nebraska" adını vereceği yeni albümü üzerinde çalışmaya başladı. Sonuç, menajeri Jon Landau ve yapımcı Chuck Plotkin ile ses mühendisi Mike Batlan'ın da aralarında bulunduğu stüdyo ekibinin bile zaman zaman zorlandığı, son derece karanlık bir albüm oldu.

Nereden İzlenir? (Türkiye)

Disney PlusDisney Plus

Oyuncular

Bu filmi:1 kişi izledi
h̷i̷ç̷ ོ
h̷i̷ç̷ ོ

Hiçlikten kurtar beni.. Gürültünün içinde bir hakikat.. Amerikan rock müziğinin lider ismi Bruce Springsteen’in 1982 tarihli Nebraska albüm sürecine odaklanan ama çok daha fazlasını anlatmayı başaran, ilham verici bir biyografi filmi.. Bruce Springsteen’in 1982 tarihli Nebraska albümü, müzik tarihinin en içe dönük, en kişisel kayıtlarından biri olarak anılır.. New Jersey’deki mütevazı evinde bir dört kanallı kayıt cihazıyla kaydettiği bu albüm, bir rock yıldızının değil, bir insanın karanlıkla yüzleşmesinin hikayesidir. Yönetmen Scott Cooper, "Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni" ile bu serüvene odaklanarak hem müziğin ruhunu hem de sanatçının içsel çatışmasını beyaz perdeye taşıyor.. Elvis’ten Bob Dylan’a son zamanlarda çok sayıda müzisyenin hayatını beyaz perdede seyretme şansı bulduk. Bruce Springsteen, bu isimler gibi uçlarda yaşayan, çılgınlıklarıyla meşhur, hayatı inişlerle çıkışlarla dolu rock yıldızlarından biri değil. Daha halktan biri.. Şarkılarıyla işçi sınıfının duygularına tercüman olmuş, şatafattan kaçınmış, uçarılıkları olmayan, çok saygın bir müzisyen, düzgün bir insan. O yüzden sinema için pek de cazip bir “malzeme” değil gibi! Fakat altında derin bir yara yatmayan büyük bir sanat eseri var mıdır hiç? işte vizyona bu hafta giren Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni ile Amerikan rock müzik tarihini değiştiren Springsteen şarkılarının altında yatan gerçekleri öğreniyoruz.. Geçen sene izlediğimiz Bob Dylan’ın biyografi filmi Tam Bir Bilinmez, adı gibi efsanevi müzisyenin “kapalı kutu” halini anlatıyor ve seyirciye mesafeli duruyordu. Hiçlikten Kurtar Beni ise bunun tam tersi.. The Bear’dan tanıdığımız Jeremy Allen White’ın canlandırdığı Bruce Springsteen ile hemen bağ kurabiliyorsunuz. Diğer yandan filmin adındaki karanlık ve varoluşçu ifadenin de getirdiği sisli bir ruh hali de söz konusu.. Hit parça mı gerçek sanat mı..? Hit parçası “Hungry Heart” ile çıkış yakalayan 32 yaşındaki Springsteen tam olarak hayatının dönüm noktasında. Projeler yağıyor, ondan yeni hit parçalar bekleniyor ama o “Tüm bu gürültünün içinde bir hakikat arıyorum” diyor. Sokaktaki insanların yüzlerinde, bir resimde ve en çok kendi yalnızlığında o gerçekliği nasıl yakalayabileceğini sorguluyor. Sadece hit radyo parçalarıyla tanınan bir müzisyen, bu sirkin sıradan bir parçası olmak istemiyor.. Sanatçının sanat yolculuğundaki hakikat arayışı kadar sıradan insanın hayatın tüm curcunasında gerçekten tutunacak sahici bir dal arayışı da filmin dertlerinden biri. Adını da koyalım, depresyon bu.. Herkesin gıptayla baktığı, son derece başarılı bir rock yıldızının bile nasıl depresyonun pençesinden kurtulamadığını izliyoruz.. Müzisyen doğasının gerçekçi bir portresi.. Eğer icracı veya dinleyici olarak biraz müzikle ilgileniyorsanız Hiçlikten Kurtar Beni sizde bazı aydınlanmalara sebep olabilir. iki saatlik süresini çok iyi kullanan filmde bir müzisyenin bir albüm, bir şarkı yaparken içinden geçtiği safhalar adeta belgesel tavrıyla anlatılmış.. Springsteen’in Nebraska albümündeki şarkılarının nasıl doğduğu ve büyüdüğü adım adım filmde mevcut. Springsteen için neden hikâye anlatıcısı dendiğini bu sahnelerde çok iyi anlıyoruz. Bir müzisyen gibi değil adeta araştırmacı bir yazar gibi şarkılarına hazırlanıyor Springsteen.. Terrence Malick’in Badlands filminden etkilenişi, o filmin esinlendiği gerçek cinayetleri kütüphanelere gidip araştırması, bu olayla kendi çocukluğu arasında nasıl bir bağ kurduğu, şarkı sözlerini yazarken nasıl küçük kelime değişiklikleriyle büyük farklar yarattığı, taslak demo kayıtların stüdyoda nasıl evrildiği ya da nasıl evrilemediği (!) gibi her müzikseverin merak ettiği ama bu tip filmlerde hep atlanan detayları yönetmen Scott Cooper atlamıyor.. Dostluğa ve yoldaşlığa dair.. Tabii üretmekle, ortaya bir eser koymakla sanatçının işi bitmiyor. Daha sonra stüdyo yöneticilerinin ona dayattığı kurallara kafa tutması, gerçekten istediği eseri taviz vermeden paylaşma mücadelesi başlıyor. Endüstri çarklarının nasıl işlediğinin anlatıldığı bu sahnelerde büyük bir otorite olarak Atlantic Records’un kurucusu Ahmet Ertegün’ün de adı geçiyor.. Neyse ki Patron, endüstrinin gerçek “patronlarına” karşı mücadele ederken yalnız değil. Menajeri Jon Landau hep Springsteen’in yanında.. Succession’dan tanıdığımız Jeremy Strong’un başarıyla canlandırdığı Jon Landau ile Bruce Springsteen’in yoldaşlığı, dostluğu, ortak bir amaç için ortaya koydukları kararlılık filmin en kuvvetli yan hikâyelerinden biri oluyor. Diğer rock yıldızı filmlerinde genelde menajer ile müzisyen arasında hep bir çatışma vardır, hatta Elvis filminde olduğu gibi çok karanlık yerlere gider bu konu. Burada tam tersi.. özellikle yatak odasının zemininde oturup birlikte başardıkları bu zaferin simge parçalarından “State Trooper”ı dinledikleri sahne kalbe dokunuyor.. Baba – oğul ilişkisi.. Springsteen’in babasıyla kurduğu ya da kuramadığı ilişki ise filmin ana damarı. En son büyük yankı uyandıran İngiliz mini dizisi Adolescence’ta suça bulaşmış bir gencin “pamuk gibi” babasını oynayan Stephen Graham bu defa oğluna sevgiden daha çok şiddet gösteren sert bir babayı başarıyla canlandırıyor.. Belki klasik bir döngüyle baba – oğul ilişkisi tamamlanıyor ama iyi oyunculuklar ve iyi yazılmış sahneler, Springsteen’in “My Father’s House” gibi şiir tadındaki şarkılarını da arkasına alarak çok etkileyici bir hale bürünüyor.. Şarkı kullanımları, sahnelerle eşleştirmeler müthiş, sadece Nebraska albümünden değil, Born in the U.S.A’den ve kariyerinin diğer dönemlerinden de parçalar var.. Springsteen sık sık sete gitmiş.. Film, Warren Zanes’in 2023’te yayımlanan aynı isimli kitabından uyarlama. Bruce Springsteen ve dönemin birçok tanığının röportajlarına da yer veren kitapla filmin ayrıştığı yerler var elbet. Misal o dönem Bruce Springsteen’in farklı kadınlarla ilişkileri olmuş, onları temsilen filmde tek bir kadın var, o da kurmaca: Faye.. Bir de Bruce Springsteen’in iki kız kardeşi olduğu konusuna girilmemiş. Onun dışında, gerçek hikâyeyi büyük ölçüde ters yüz eden bir durum yok.. Bruce Springsteen ve John Landau filmin prodüksiyon aşamasından beri işin içindeler. Jeremy Allen White’ı Springsteen ile yönetmen Cooper birlikte seçmişler. White teklif geldiğinde tabii ki çok onore olmuş ama gitar çalmayı ve şarkı söylemeyi bilmediği için tereddüt etmiş. Hemen gitar ve şan dersleri alarak toparlamış. Filmde birçok şarkıyı onun sesinden dinliyoruz.. Springsteen sık sık sete ziyarete gitmiş. En başta bu özellikle Jeremy Allen White’ın soğuk soğuk terlemesine neden olmuş tabii! Ama sonrasını, “Springsteen bana kendim olmam için izin verdi” diyerek özetliyor White.. Stephen Graham ise ilk gösterimden sonra hayranı olduğu Bruce Springsteen’den aldığı “Hayatımda alabileceğim her ödülden daha iyi” mesajıyla gözyaşlarına boğulduğunu söylüyor.. Filmin arkasında gerçekten Bruce Springsteen albümlerinin, özellikle bu filmde tanıklık ettiğimiz Nebraska’nın arka planında olduğu gibi samimi bir çaba olduğu seyirciye geçiyor. Bu filmle de “Gürültünün içine bir hakikat” bırakmayı hedeflediklerini hissedebiliyorsunuz.. Bir Sessizlik Sineması.. Scott Cooper filmi bir biyografi değil, bir ruh portresi olarak kuruyor. Kamerası Springsteen’in yalnızca müziğini değil, sessizliğini de dinliyor. Ev ortamının teknik yetersizliğine rağmen şarkılar gerçek duygularla kaydedilmiş. Yalnız bir otoyolda yankılanan gitar sesi ve ardındaki sönmeyen hüzün, filmi tümüyle kuşatıyor. Cooper, hayatın gürültüsünden çok suskunluklarına odaklandığını söylüyor; bu tercih, filmin her karesinde hissediliyor.. Filmin açılışında Cooper; “Asla bir efsanenin hayatını tam olarak tüm detaylarıyla anlatmak istemedim. Yalnızca gürültüyü değil, sessizlikleri de filme almak istedim.” diyor. izleyici olarak, filmi bitirdiğinizde tam olarak ne demek istediğini anlıyorsunuz.. Kendi Yolundan Gitmek.. Filmin finalinde, Nebraska’nın asla plak şirketlerinin istediği bir albüm olmadığını hatırlıyoruz. Herkes “satmaz çalmaz” demişti.. Tıpkı Bob Dylan’ın folk festivalinde gitarını elektriğe bağlayarak “aforoz” edildiği o meşhur sahne gibi… Fakat bazen sanatın gerçek devrimi, tam da o an başlar.. Filmden çıktığınızda kalbinize şu mesaj işleniyor; “Mesleğiniz ne olursa olsun, kalbinizin sesini dinleyin.. Gerçek yol orada...” Müzik en iyi tamircidir.. Bruce Springsteen, kariyeri boyunca müthiş bir empati gücüyle işçi sınıfının, mavi yakalıların hayatına ayna tutmuştur. Emeği, alın terini her şeyin üstünde tutan şarkıların, protest rock’ın kibar sloganlarının babasıdır. Her zaman toplumsal gerçekçi bir tavırla umudun izini süren parçalar yazmıştır.. Nebraska onun en karanlık albümü ve bunun kökenlerinin ne olduğunu filmde çok iyi anlıyoruz. Fragmanda menajerinin söylediği bir söz hikâyeyi çok iyi özetliyor, belki de bu kadar iyi özetlediğinden filmde kullanılmamış.. “Bruce küçükken yatak odasının zemininde bir delik varmış. O bir tamirci.. Şimdi, bu albümle odasındaki o deliği tamir ediyor. Bunu yaptıktan sonra tüm dünyayı onaracak,” diyor.. Springsteen gibi ustaların türlü özveriler ve kişisel savaşlarla ortaya koydukları iyi müziğin gerçekten onarıcı bir gücü var. Müzik önce müzisyeni, sonra müzikseverlerin hayatındaki “delik”leri tamir ediyor. Belki bir gün dünyayı da onarabilir..? Dünyanın deli.li.klerini ve gediklerini.. 24 Ekim 2025 Biyografi, Dram, Müzik

Reklam